http://www.1v1y.com

31 Ocak 2012 Salı

Arpa Suyuna Şehriye

Melul bakışlarıyla bakan bir amca “Çeşitli kurumlarda çalışan 70  bin öğretmeni geri çağıracaklarını” söylemiş…
 Hacı emmi? Memlekete bunca yıldır neden öğretmensizlikten kıvranıyordu be yau? Deyiver,  bakam bi’?
Aslında bu öğretmenleri biz kuluçkaya bıraktıydık, yumurtlayanlarını aldık, ötekileri  kesime yolladık, bir kısmının sütünü sağdık,  diğerlerinin derilerinden istifade etik… Öğretmenlik yan gelip yatma yeri değil! Yan gelip yatırırız, sonradan kaldırırız. Kadroyu meşgul etmesinler daha yeni sağımlıklar gelecek, arpalığı işgal etmemek lâzım! Hıoşşş1 Hocam, arkayı fulle! Yakın dur, yakın… Haşşöyle!”(Alıntı değil, dalıntıdır...)

Bir başka büyüğümüz: “Bugün Fransa konusuna girecek değilim, o konuya Fransızım!” demiş.  Abi nasıl bedii bir cevap bu ya! Gözlerim doldu! “Konuya Fransız olmak!” Kim?... Gel de yarılma… Bu memlekette ensevilen yemeğin neden karnı yarık olduğunu şimdi, şu anda anlamış bulunmaktayım!

Hacı emmi! Sizin herhangi bir mevzuya Fransız’dan daha yakın olduğunuzu bu güne kadar görmedik ki zaten! Baş örtüsü muhtemelen Goyard veya Versace, çanta Yves St. Laurent, takım muhtemelen Pierré Carden… Fransız markalı dindarlıkla zaten pek de yurdum insanına benzemiyordunuz. O açıdan, biz alışığız zaten sizin Fransızlığınıza, merak etme sen. Strassbourg’taki yeğenleri öperiz. Muhtemelen Maraş’ta  totoşuna tekmeyi yiyen akrabalar vardır, şindi vakıflarla falan geri de getirirsin sen onu…

Ay Ammar! Gene pis pis poliptik konuşuyo bu ya! Münafık mıdır nedir?
 Poliptik değil de politik olacak herhalde?

Ay o kadarcık yanlışlığımız olsun de mi?
Boşver sen o fasıka, Rubeybe Allah’ın iznü Zişan-ı maişet-ül nur-u düldülesiyle susturacağız bunları…

Ay n’olur sustur Ammar, ben çok korkuyorum. Çok güzel bir ipek seccade buldum geçen gün  Victoria’da antikacıda, yalnızca beş bin sterlin!  İzdivacımızdan  önce alırsın değil mi? N’olur, n’olur!
Tamam nur-u bülbülü m benim, almaz mıyım? Hele  şu son ihaleyi de alalım, hacı babamın eliyle… Seccademizi serdiğimiz yerde, o güzel vatanımızda, o güzel leydilerin arasında  nur popu gibi çocuklarımız olur inşallah!

Leydileri karıştırma istersen Ammar?
Ay çok pardon-u nurgürültül asabiyyye canım…

Zihniyet-ül hububat milletim benim! Fagaceae’den hallice karbonhidrat nationım benim! Tarkmayan, sark(oz)mayan şarkı dinleyin de kendiniz egelin, Fransız kalmayın!

Red Hot Chili Peppers abimlerden yolladılar, selam ettiler... Yersen!

28 Ocak 2012 Cumartesi

O Rus Bu Rus Şu Rup

Bir bakanımız, bakmış, bakmış… Rusya’da kızları güzel bulunca : “Kültürlerimiz çok yakın… Rus gelin alın!” demiş… Nasıl olsa vizeler de kalktı, on tanesi yüz kuruşa seksen yumurta kaç gelin ediyorsa gidip alıyorsun abi! O derece kolay yani!Ayrıca neredeyse her biri, dört kadın gücünde…. Dolayısıyla “Türk aile yapısına çok uygun oluyorlarmış”…

Sonra gerçekten kültürlerimiz çok benziyor…  Katarlı kutarlı çarşaflı, marşaflı kadınlarımızla Rus kızları nasıl birbirine benziyor, inanılmaz yane! Tabii bakanımızın da bakmayıp da yan gözle süzenimizin de dibi düştüğü için olsa gerek araya  kültür mültür mantarı sıkıştırıp çöp çatanlık etmiş hacı emmi…

Yakında herhalde sarı saç desenli türban da çıkar ?

Ay kız geçen gün bir Anastasya  modeli türban gördüm, nasıl güzel, nasıl güzel…
O da bi şey mi ayol ? Ben bir Olga kızılı türban buldum, şöyle afrolu desenli,  görenin ağzı açık kaldı!

Kimi en az üç gol istiyor, kimi Kürt gelin – daha önce hiç evlenmediğimiz için biz,  sağ olsunlar-  tavsiye ediyor, kimi hacı emmi de Rus lezzetlerini öneriyor. Mutfak geniş  yani!

Ay gene pis pis polipik mi yaptım ben Enes?
Evet Aleyna ya! Olmuyor ama… Bak gurguruleytül haceylanül marmaelat adabınca hanım hanımcık oturman lazım…
Ay Enes n’olur bana kısa mesajla hatırlat…
İnşalllah, hayırlısı Aleynacığım…
Bir başka haber de başka bir bakanımızdan… Ülkemizde faaliyet gösteren yabancı firmaların da “bizim” firmalarımız olduğunu söylemiş… Sen öyle diyon da hacı emmi, bakalım onlar öyle diyor mu? Yakında pasaportlardaki çipler:
 “Ay çok pağdon! Çipinizi izleyen  lö opeğatöğ, hattı açık unuttmus! veya “ Çipiniz milliyet ağızası veğiyor,  la soyunuzu inkâğ etmek için biğe,  lö ülkenizi bölmek isin bana basiniz! Hahahay! Ayol sok sakaciyim löğ ben!” derse umarım şaşmazsın hacı emmi?

Neyse, gele gele geldik Türkmen Ovası… Tarkmayan, sark(oz)mayan, şarkılarımızla gene sizinleyim bulgur  korteksli hububat nationım benim! Öptüm hepinizi…  Gerçi bana kadar sizi öpen çok ama kulağa bulguru tıktın mı hiçbir şey hissetmen sen… Al sana şarkı!

24 Ocak 2012 Salı

ADINI SEN KOY...

             Aklıma ne estiyse yazacağım . Bugün böyle. Hatta bundan sonra hep böyle, arkadaş. Gel gör ki başlık olarak ne yazsam, diyerekten yapıştım mı koltuğa?  Yahu ne koysam ki başlığın adını ? Bir an adını Feriha koyasım geldi, sebebini çözemedim. Sonra adı Feriha olmayanların üzüleceğini düşünerek vaz geçtim.Siz koyun adını. Bu sefer de böyle olsun.

             Acayip sevdim şu "esefle kınıyorum" ifadesini. "SF le Kınıyorum" şeklinde de yazılabilir mesela.Son dönem bir çok önemli kişi Fransa Parlamentosu'nun inkar kararını SF le kınıyor. Benzer konularda bir çok kararı, eylemi SF le kınadık, pek faydası da olmadı sanki. Acaba Dextroz'la filan kınasak, sonuç ne olur acaba? Baktık olmuyor,  %5, %20 lik Dextrozlarla kınasak da bir yere varamıyoruz, Ringer Laktat deneriz, ne bileyim sonuç alana kadar tüm serum sıvılarını deneriz. Denemekten zarar gelmez...

             Biri doktora gelmiş "alt solunum yolu enfeksiyonum var" demiş...Belli, adam eğitimli, solunum yolunu bilmesi yetmiyormuş gibi alt ve üst olarak da sınıflandırmış malum yolu. Doktorun "Şikayetiniz ne , efendim?" sorusuna gelen cevap " idrar yaparken yanmam oluyor." Sakın, sakın hatta Muhteşem Sülo'nun dediği gibi zinhar gülmeyiniz veya dalga geçmeyiniz. Demokratik ülkede eğitimli ve bilinçli hasta neresinden soluyacağına kendisi karar verir. Üffff yaaaaa.Tam bir şey yazacaktım, aklımdan çıktı, şimdi takamıyorum ...üffff.

             Bugün çok yoruldum, varlığından habersiz olduğum bir çok kasım sızlıyor, bir de üstüne promosyon olarak nezleyim." Yıkılmadım ayaktayım " demek isterdim delikanlıca, fakat hasta ve yorgunum diyorum maalesef...

             

23 Ocak 2012 Pazartesi

Talimatlı Keklerle Ophrah!

İçin kırık kırık, çemkir çemkir oluyor mu hiç birader? Kırık kırığı anladık da çemkir çemkir ne demek di mi?

Nasıl anlatsam?  Hani Behlüllü bir Bodrum mandalinası gazozu reklâmı seyreder de kompleks kompleks olursun ya… Hani  “Ulan bu herif bu gazozu içiyor da nasıl kilo almadan duruyo?” diye düşünüp durursun ya… Hani mektuplar yazarsın ya sevdiceğine Alişan abinin izinde… İşte öyle narenciyeli bir duruştur bu birader…

Hani mahalle aralarında sünnetçiler gibi dükkân açmış bilgisayarcılara bakar da rahat bir nefes alırsın ya… İşte öyle çilingirvari bir kurtuluş nefesidir bu… Ben seni maymun gibi sevdiğimde, liseli bir mahcubiyetle bakar da gözlerime,  Karamürsel’i senin  için yakayım diye üzerine benzin dökersin ya…

Bir ara Cankan diye bir grup vardı… Adamların bir giyinişi vardı aklımı almıştı… Dedim ki “Herhalde bunları dinleyebilmek için fıçı biradan kallavi bir miktar içip bütün duyu organlarını narkoza sokmalı!” falan öyle “trash” bir tarzları var… Meğersem arabesk  çalıyorlarmış abi!

Trash demişken traşım geldi… Favoriler “Biz gitsek?” diye sormaya başladı bile… Berberde uyumamak için on önerisi olan var mı?

Defterlerim de köşelerinden bakıyor… “Ne ara yazacak ki bu çatlak bize?” diyorlar muhtemelen….  Gazetelere bakıyorum… “Memleket ahvali hakkında ne yazayım?” diye… Bakan kıvamında birisi diyor ki “Bu parmak, sen de salla olsun, bitsin…” Yani neyin komikliğini yapacaksın? Her şey ortada! “Bu, parmak, sen de sallarsın, olur biter!” Abi sen nerelisin gözünün yağını yidiğim? Hangi otogarda  poğaça satıyon sen? Çakmak neyin de var mı tezgâhta Allasen! Ölümü öp bir ayranımı içmeden yollamam…  Yoksa beyin cerrahı mısın sen abi? Hipotalamusa kadar yardın abi beni! Bırak, geçtim gri maddeyi falan! Senin parmağın her şeyi bembeyaz, dümdüz etti abi! Bir parmak da bana sallar mısın abi? Bundan sonra beyni falan istemiyom ben! “ Dirrek”  mideden konuşacağım abi!

Bakayım Ophrah’ın sitesine ( böyle yazılıyordu di mi?) , vardır herhalde bir sitesi falan, yeni bir kek talimatı var mı? “Tarifi” mi diyecektim özür dilerim ya…  ha gayret bir kelime daha… Iıııhh! Zooort! Ooooh! Salla gitsin abi ya! 

Tarkmayan sark(oz)mayan, şarkılarımla  sizinleyin hububat canlarım benim!

22 Ocak 2012 Pazar

Talimatını Aldın mı Annem?

“Fenerbahçe atkısı taktığı gözlenen İbrahim Tatlıses, “Fenerbahçe zor günler geçiriyor ben de öyle. Bizim sevdamız bitmez” derken…”

En güzeli bu abi… Bir inci bulur, işlersin, olmuş mu diye dişlersin.
Ne demiş hazret? Fenerbahçe de zor günler geçiriyormuş,  o da… Nasıl yani? Hazret? Senin otobüs firman, lahmacuncun, inşaat şirketin vs yok muydu yahu?  On yüz bin milyon  baloncuk  kazanma da dokuz yüz bin milyon baloncuk kazan  yahu! Seni de mi şikeden arıyorlar hacı emmi? Kafaya kurşunu yemek için teşvik primi mi aldın?

Gören de bir lokma ekmeğe muhtaçsın zannedecek… Ama tabii senin ekmekler muhtemelen Touloné ’dan uçakla geliyordur. “ Ya biliyon nu gardaş? Şu Touloné’un baget ekmeği yok mu? Şerefsizim, hiç birinin lezzeti buna benzemiyor. Aha araya helva koyuyorum, bir güzle yeniyor sorma!”

Bir de ağlama modası var, tutabilene aşk olsun. Ağlayınca ne söylesen yeniyor abi… Bak yirmi yıl önce millet salya sümük kasetler dinletirdi birbirine bugün o kaetleri dinleyenlerin  yerleştiği  koskoca bir  eyaletin, eyatleçesi olduk!

Bir de şöyle bir günün sözü var: “ Dış yardım alacak olsaydı, dışarıdan talimatlar verilmeye kalkılırdı. Bugün talimat alan bir ülke yok”
“Türkiye’nin Ortadoğu’da bir görevi var!” diye bar bar bağıran, ben miydim hacı emmi?

 “Libya’da ne işiniz var?” diye kükredikten sonra limanları açan ben miydim hacı emmi?

“Benim polisimi tokatlamak kimsenin haddine değildir!” diye kükredikten sonra PKKlı köpeklerin, polis müdürünü tokatlamasına sessiz kalan ben miydim hacı emmi? Pardon?

Ay gene pis pis politikaya battım, aay iğreeeenç! Tiksinç oldum ben ayol! N’olur kusura bakmayın, kafa anormalleşiyor bazen… Bir gıdım gri madde var zaten, o da arada  şerare yapıyor. Duy biraz gevşek biliyon nu? İrfan’a söyleyeceğim gelsin sıksın, onda İngiliz anahtarı var. Bizim anahtarlarla olmuyor, denedim.

Kilerin kapısına  da bir kilit takmak lazım artık. Bizimkisi tek “l”li kiler. Zenginlerinkine “killer” deniyormuş. Adamlarda “l”  bol ne de olsa, harca harca bitmez.

Tarkmayan, sark(oz)mayan şarkılarımızla gene seninley,iz hububat nationım benim!

21 Ocak 2012 Cumartesi

Gel Kucağıma

Bir büyük politikacımız Sarkozy Emmi’ye “Tarihi istismar etmeyin!”   mealinde kükremiş… Çok takdir ettim!

Ettim de Dersim’de, memleketin askerinin kafasını kesen canilere haddini bildiren devlet büyüklerimize, “katil” diyen de aynı bakanın partisi değil miydi be yau? Sen cumhurbaşkanına, başbakanına “katil” dersen, elin oğlu demiş çok mu emice? Ne şirincek, cesur, atakan stratejik şeysin sen! Stratejin gibi gözlerinin derinliğinde boğulayım da gözlüklerin izin vermiyor…

 Ay ne iğrenç oldum ben ya! Gene başladım pis  pis politkaya di mi?

Ay Berkea ne yazıyo bu böyle pis pis?
Ne bilim kızım? Manyak işte yazar, yazar…

Emine Ün ablamız, sevgilisiyle el ele poz vermiş, “Halimizden memnunuz!” demiş. Ablacığım siz memnunsunuz da bakalım biz memnun muyuz sizin halinizden? Olan var, olmayan var… Gül benzinin açıktan belirdiği o ak bileklerini sen gösteriyon ama kulaklarından namus fışkıran bademcikler ne hale geliyo, biliyon mu?

Ben diyom ki… Hökümat ferman buyursun, erkek badem ağaçlarının dalına namusometre takılsın.  Kiminki “biiip!” ederse  baktığı cins-i lâtifin üstü muşambayla örtülüp dışarı çıkarılsın. Nasıl teklif ama?

Gerçi sen kulağını her gün temizlettiriyorsun ama biz gene de senin caiz zevkinden farklı, tarkmayan sarkozmayan bir şeyler çalalım e mi hububat nationım benim?!

16 Ocak 2012 Pazartesi

Esra'nın Marş Dinamosu

Ciddiyetten nasibini alamamış biriyim ben. O sırada kuyruğun gerisindeydim, bana kalmadı. Onun için böyle dandik bloglar yazıyorum annem.
Kafayı gözü kırıp yazıyorum. Kafa zaten ezelden azıcık çatlak…
Ama şeyden çok  ekmek çıkar yani… Neyden? Şeyden… Şeyden Esra Hanım’dan, yani tahminim… Meselâ yaşı yetmiş amcamın :

 Kırk sekiz evim, otuz arabam var… Mazbut, düzgün bir hanım aranıyorum, bana arkadaş olacak…
“Arkadaş” derken  Hamit Amca…
Efendim, hayat arkadaşı işte…
Af buyur ne kadar hayatın kaldığını düşünüyorsun Hamit Bey Amca?…
Kızım, Kimin ne kadar yaşayacağını Allah bilir.
Hayır bu kız da bilse iyi olur, bana sorarsan… Ne de olsa senin ayaklardan biri daha aşağıda, çukur gibi bir yerde, o bakımdan… “Kız” diyorum, mahide Hnaım teyze’m  kızsın di mi?
Aaa! O ne biçim soru kız? Elime bu zaman kadar şey değmedi… Neydi ?
Anlaşıldı Mahide Hanım Teyze, keselim.
Hamit Amca söze karışır:
O ne söz kızım, bende daha çok iş var…
Belli belli, olmaz mı… Senin motor ne âlemde bilmiyorum ama marş dinamosu maşallah hâlâ tam gaz… Eeee? Siz ne diyorsunuz Mahide  Hanım?
Ay ne diyim ayol? Gül gibi adam… Kısmetse neden olmasın… Ay çok utandım…
Utanma , utanma, gül reçeli mübarek, hemi de üstü tereyağlı … Hadi bakalım cumdurlop…
Cumburlop derken kızım?
Anladın sen onu…
Hava güneşli de  yavaştan bir ayaz var. Sabahtan yerlerde ayna, çal çal oyna… Gittim, elektrik parası yatırdım,  iyi de sıra vardı ha! Millet kapıda kuyruk! Borcuna sadık milletiz vesselam…
Şimdi de çıkıp gidiyoruz… Bilmem ne alâmete…   Tarkmayan şarkılarımızla...Öptüm hububat nation!


Linkin Park-From The Inside ile JackDanieLs35

13 Ocak 2012 Cuma

Esra Hanımla Radyatör


Elektrik alamadım Esra  Hanım ben… 
Valla  kaçak göçek eninde sonunda alacaksınız bir elektrik Hürrem Hanım?
Kutumu açsam ben?
Kutulu yarışma başka ama Hürrem Hanım…
 Ya işte diyorum ben elektrik alamıyorum…
Ama prize takmazsanız alamazsınız yani.. Öyle uzaktan bakarak elektirk? Bence olmaz yani.. Bakın elli üçüncü adayı da şutladınız.
Valla ben burada oturmayı  çok seviyom.
Bir de Makbule Hanım Teyzem’e sorayım… Sizce Hürremle Süleymen birbirine yakışıyormu?
Af buyur kızım, öğleyin patlıcanı fazla kaçırmışım, kulaklarım duymuyor…
Ya haklısınız Makbule Hanım Teyze ben hep lafı nerenizden anladığınızı unutuyorum, neyse siz de unutun, sormadık, bir şey…
Sorun evlâdım, sorun benim bir oğlum da radyoloji mütehassısı Alsancak’ta! Valla ona da seni mi yapsak ne Esra kızım?
Aman teyzeciğim kısmet bu işler…
Yüzün  mü kızardı kız senin, şıllık!? Hahahaha!

Bugün bir diziye gözüm takıldı… Dizide iki hanım kızımız mankenler misali süzülerek geliyorlar. Bir de yavaşlatmışlar çekimi ki bizim abazansporlu  taraftarının hiç olmazsa gözü ecik doysun… Da kızlar da nasıl havalı! Yani hangi oyuncu seçme ajansı seçtiyse kızları? Aman Allah’ım! “Ay biz ne güzeliz de salnıdk mıydı yedi mahalle sallanır ayol, kâse-i Kübralarımızın letafetinden!” diyesiler… O derece yani! Eeee? Eeesi ben nerelerinin güzel olduğunu anlayamadım. Ama madem yönetmen abi, gözümüze “slow mo” tekniğiyle molamış görüntüyü , hikmetini falan ayıklamadan yiycen abi!

Ama varsa ben şahsen patates kızartmaısnı tercih ederim. En azından o kendini bilen asil bir yemektir. Yoğutlu olduğundayse, başımın tacı! Gecenin iki âlemi ne işim var benim? Benim de bir parmağım var, ben de sallaırm, olur biter… Açık söylüyorum, bu milletin parmak sallama özgürlüğüne karşı  tertipler kurmak hevesi içinde olanların içinde bulundukları gafletin içinden, ceviz içi devşirmek kasıtla hareket içinde bulunanların her daim karşısındayız… Biz onlara bakıyoruz, onlar bize! Mal-ı gani tiyatrosu anlayacağınız!
Eeee, gele  gele geldik bir gara daşa! Ama sen hububat omurgalı, Sünger Bob’dan hallice Sünger BOPlu milletim sana bol gelir Karacaoğlan… Ama gene de tarkmayan adam gibi  bir şeyler dinleyebilirsin…. Biliyorum kapasiteyi aştık, kaynattı seninki gene…

12 Ocak 2012 Perşembe

Bugün Keyfin İçin Ne Aldın?

Bugün televizyonda gördüm… Sanki başka yerde görmem mümkünmüş gibi… Nerede göreceğim başka? İnternet falan  ne ki? Orada garanti bademli bir yasak vardır abi…

Cari açık daralıyormuş. Yani açıkta kalan yerlerimiz mi daralıyormuş?… Bu iyi mi? İyi tabii daha küçük beden her zaman daha iyidir be oğlum!

Cart di ye mi daralıyoruz dedin abi? Valla bir yırtılma sesi duyar gibi oldum ama?

O zaman kıl dökücü mucize bi krem varmış abi, onu alalım?

Daralınca bunalınca patlatıcan bir Bodrum mandalinası gazozu, ooh!  Açık söylüyorum carimiz çok açıktı, az açık oldu. Nitekim cari açığın açıklığı ile cari kapalının kapalılığı bizi  “Katar Kutar dön arkana tar!”dan  döndürmek gibi bir yola tevessül edenleri asla şey etmeyecektir. Anladım abi, çok güzel!  Bu arada “tar” ne abi? Sen bugünlerde bir kafiye bulmak ne kadar zor biliyor musun?

Bugün markete gittim. Müşteriler kapıdan sırayla büyük bir intizamla giriyordu abi.. İntizam derken  zamla ilgisi yok. Gerçi  benim hububat  sinir sistemli  canım halkım, senin için o düzenli güncellemeler var ya… O açıdan işin içinde bi zam var.. En azından buna uyanır mısın bilmem? Iıı mı? Olmadı mı? Dar mı geldi? Genişletelim mi? Nasıl yapalım? Kenara iki pile atsak? Hem hatlar da belli olmaz? Yoksa olur mu ya? Bak bilemedim. Hem böylece açık da kapatılmış olur, değil mi ama?

Market diyordum… Millet, içeriye  mesaiye girer gibi giriyor! Ahan da suratlarda bir demokratik Almanya ciddiyeti. Ne oluyoruz yahu? Sevmiyorsan girme abi? Hadi ben plastik tabure almaya geldim… Tamam yok bir zevki, anladık… Kaldı ki onu da üstüne oturup denedim… Bir tane de ayakğımı üzerine oturmak için aldım, cidden yirmi litrelik damacana sudan ucuz! Ne güzel ya! Düşünsene kitap okurken… ( Kitap  ne yaparken mi? Pardon muhterem sen yakıyordun değil mi, özür.. Benim eşekliğim…) ayağın uzatmışsın, oooh1 Gel keyfim gel! Geneld ekendi keyfimi çağırırım ama markette hep öyle somurtacaksan seninkini de arada kaynatırız eb hacı baba..

 Da… Abi sen ne almaya geldin? Yani manav reyonunda o kadar portakalı görünce hiç mi için açılmıyor? Bebelere ucuz gofret alınca hiç mi sevinmiyon?
Yoksa mübarek tebessümün, namahreme mazallah çarpar diye mi endişeleniyon, hacı abi? Bugünkü vaazmızın da sonuna geldik, nihayetinde tül  nurubetül gurubetin ihyasından ma’da seyrettiğim semavat-ı burburiyenin sedasını işittim. Tarkmadık, tarkmayacağız! Tarkmayan şarkılarla buradayız!


9 Ocak 2012 Pazartesi

Kıyın Kıyın Sahil Kıyısı

Bodrum’da “sahil kıyısında” dev dalgalar… “Doğru düzgün” çalışmayan bilmemneler… “Sahil kıyısı” önemli hocam! “Sahil” kelimesini unutmamak adına kutluyorum! Da o zaman “kıyı” ne abi? Kıyı da kıyın kıyın gidilen yer işte!  Bakkaldan bana yarım kilo  kıyma arası dönerli ekmek, bir de set üstü fırın al! Oldu! Hele yar, zalım yar çapkın yar, hain yar!

Doğru biterse korkma! Düzgünü var, nasıl olsa… Yok o üst rafta abi… “Dürüst” mü? Abi o artık üretilmiyor, evet abi, sistem değişti ya… Hayır artık conta da kullanmıyorlar , her şey otomatik!
Ah canııım! De ben bunların hangi şıkta yürüdüğünü göremiyorum. Şıka şıka şık! Kırmızı mum! Olmadı  be! Bir kafiye bulmak lâzım şimdi buna…

İlân verelim?  “1.60- .180 boyunda badem kokulu, bıyığı edepli, tombilik ve tercihen kel, varsa  kafasında bir  tente falan, o da olur; her ay  katar kutar  giden, al yanaklı bir kafiye aranıyor!” deriz. Kafiyenin özelliği,  mümkünse yarım olması… Zengin olacaksa da mümkünse yeşile çalması…

İlkokulda çocuklar herhalde artık birbirlerime “Hacım nasılsın?”, “Hamdolsun hacım..” falan diyecek? Ben diyorum ki bizim kızın da çantasına  bir takma sakal  koyayım, kafasını olmasa da yüzünü örtmüş oluruz.
Sonra erkek çocuklara birer takma göbek, elbette kuşak… Ve cübbe değil artık, o kadar olmaz da birer pardösü verilir herhalde… Ama tabii okulda ücretsiz dağıtılacak bunlar. Kömürle bulgur alana, yanında hediye! Ellerin arkada birleştirilip tespih çekme pozisyonu beden eğitimi dersinde öğretilecek… İzci oymaklarında şapkaların siperleri sökülecek ki secdeye mani olmasın!

Amaan! Gene mi siyasete bulaştık kıyısından? Olur mu canım? Tövbe estağfurullah! Ne haddimize? Biz ne biliriz hacım? Zambak, zumbak,  dön hacına iyi bak! Zaten bana kalsa, seçim meçim de hikâye, ne gerek var ya? Seçim kuruluna birer nüfus cüzdan fotokopisiyle imza örneği verelim, onlar nereye oy verileceğini bizden iyi bilir. Seçim kurulu değil ya, yanlış söyledik. Orada şöyle al yanaklı,  iri gözlüklü ağabeylerden bir komisyon kurulur, “Hamd olsun” diyerekten oylarımızı gerekli  ve müasebet-ül hayr-ül nurutubet-el ahret bürosuna ulaştırırlar. Bir oya cennete iki dönüm! Koskoca cennet yahu ye ye bitmez nasıl olsa!

Kar da yağdı zaten. Her yerde kar var. Hayır niye her yerde kar olur? Meselâ diyorum… Kar buraya yağmasa gitse ıssız bir yerlere yağsa.  Sonra bizim evin yakınına gelince  “Abi müsait misniz, size gelecektik?” falan dese…

Sandalyenin ayaklarının çıtası  çıkmış. Zaten birini çakarım, diğeri çıkar. Bunlar da nöbete bağlamış galiba arızayı? Arıza falan deyip de sakata gelmeyelim abi, maazallah! Aaa! Benim de ağzımdan “Allahlı” bi şey  çıktı lan? İmana mı geldim ne? “İman” sonraki durak mı? Gelmedik mi daha ? Biraz daha uyuyayım ben, hamd olsun o zaman abi. Horrr!

Tarkmadık, tarkmayacağız! Tarkmayan şarkılardan...


5 Ocak 2012 Perşembe

Malımız Çok Hamd Olsun!


Şimdi bir yanlışlık bulup üzerine gitmek lâzım. Değil mi ama? Yani komiklik falan yapacaksan öyle olmalı , değil mi? Hani böyle bir hiciv kasrı falan yapabilmek için…

“Hıdiv Kasrı” mıydı yoksa o yahu? Hıdiv Kasrı sahi İstanbul’daydı, değil mi? Çankaya’da öyle bir yer duymadım ben. Gerçi şimdi Çankaya’dan yüksek Yıldız var… Canım örtülü,  badem yaldızlı  canım sonradan görme  tıksırık zengini  modernliğim benim, küfür küfür esiyor Çankaya sırtlarına…  O kadar mı soğuk olur, abicim?

Epeydir  dükkâna yeni mal koymadık… Elbette  benim mallığım dururken dükkâna yeni mal koymanın  ne gereği  vardı? Memlekette mal kıtlığı çekiliyor desem…

Geçen gün bir sahafa gittim… Gerçi artık sahafla, Karayip Sokağı korsanları arasında pek de fark kalmadı ya… Tezgâhın başında kimse yok… Ara tara, saç sakal birbirine girmiş, beyzbol şapkalı manav kılıklı bir abim çıka geldi…Hayır manavı küçümsemiyorum, mevzu o değil! Kitap hırsızlığıyla ilgili bir şaka yapacak oldum, cebimdeki kitabı gösterip, çaldığımı ima etti.
Memlekette bu yüzden mal sıkıntısı yok canlarım, ciğerlerim. Birinin yüzüne utanmadan  “hırsız” diyebilen kara kulplu  mal beyanları artık bizim normalimiz.  Mal değneği kara sakallı abim, benim ağzından iki kemle çıkaramayıp uğunurken bir de daha  kendisinin, ne sattığını bilmediğini görünce cinlerim tepeme çıktı, çıktı ya ne fayda? Herif limonda satsa bir kitap da satsa bir!

Öküzler salonda yatmakla  aileye katılmaz, e mi  hububat beyinli milletim benim?! Dibe vurduğunu idrak edebilecek kadar beynin kalmış mıdır acaba? Tarkmıyoruz, tarkmayan şarkıcı dinliycen, kusura bakma e mi?