http://www.1v1y.com

27 Şubat 2013 Çarşamba

Geğirdim Şart


Sevgili Kırıkkafalı Hemşehrilerim!
Blogunuza gösterdiğiniz yakın alâka gözlerimi nemlendirmektedir! Her gün düzenli şekilde on kere tıkladığınız, Anadolu’nun bu güzide bloğu sizin için hizmetlerine devam edecektir. Eğitime ve öğretime yakın ilginizle bloğumuz irşad, ihale, ihlas üçlemesi ışığında, hepinizi kabuklu fıstıkla beslemeye devam edecektir!

Blogumuzun Rusya takipçileri için ne söyleyebileceğimi bilmiyorum. Ya Tatarlar, Başkurtlar vs. blogu okumayı çok seviyor… Veya  bloğa  normal yollardan girilemediğinden Moskova aktarmalı uçuş kullanılıyor? Her iki halde de  düzenli desteğini esirgemeyen okurlara teşekkür ediyorum.

Söz açılmışken  üniversite sınavlarında din bilgisinden de soru  sorulacakmış.  Vakti kerrat cetvelini bilmeyen adama zaten madam mı derim ben? Sonra maazallah farzların sayısını bilmeden adam uçak muçak yapar, kalp nakli gerçekleştirir; mundar-ı zurna falan oluruz, neme lazım?

Bir de ülkemizde sürmekte olan karış kürecine çomak sokmak isteyen tokmaklara pırtırıklarımı çıpkırtıyorum.  Gerekirse  Tamdil’e giderim çocuklarla görüşürüm: beni severler, sayarlar.  İki halay çeker, bir de dört çekerler  inşallah her tarafı karıştırırız! “Barıştırırız!” mıydı lo yoksam o?

Gönül istiyor ki ehr gün en az 300 kelime yazayım. Ben yazmasına yazarım da sen okur musun, onu bilmiyorum canım okurum. Atar yapma Katar yap!  Ne de olsa en münasibi o! Altın kaplı  klozete sıçarken  karıları  stoklamanın  canım keyfi, dünyanın başka hangi köşesinde var?

-          Ammaaaaaaaaar!
-          SöyleRubeyda’m!
-          Gene politotik mi yaptı bu? Katar matar dedi?
-          Ne haddine sultanım? Totikine  gösteririz gününü merak etme sen…
-          Ay Ammar! Çok canımı sıkıyor bu benim ya?
-          Sıkma sen canını Rubeyba’m!
-          “Rubeyda” Ammar! “Rubeyba” değil!
-          Ben güzelliğinden ne söylediğimi biliyor muyum Rubeyda’m!
-          Ayol peçemden meçemden neremi görüyorsun da? Utandırma beni ayol!
-          Olur mu Rubeyda’m gözlerinde bir Jefferson yeşili,  dudaklarında bir tapu kırmızısı var ya…
-          Ay ben fena oldum Ammar!
-          Ol sen ol… Bakarız çaresine…


De hadin Abbas yolcu! Tarkmayan, sarkmayan şarkılarımla hep buradayım ciciannem!
Bakalım bugün torbadan ne çıkacak? Dinleyiverin gari!

22 Şubat 2013 Cuma

Kafan Kaç Senin?

Şimdi ne yazacağım ben yahu? Twitter çıktı mertlik bozuldu. Hayır zaten mertlik epey bi sulandırıldıydı.

Yazıyı kısalta kısalta artık hiyeroglif çağına geri döneceğiz, inşallah! Zaten konuşmayı unuttuk. Memlekette herkes illa bir araba sahibi olmalıymış gibi kredi kartına on bin milyon zerre araba satılacak hale geldik.

Şoförler arasında öyle bir işaret dili gelişmiş ki artık Türkçe'ye falan da gerek kalmamış vaziyette. Zaten Türkçe ne ta? Öyle bir dil mi varmış?

Bugün gene ciddiyet üstündeyim. Çok sıkıcı oldum ben kayın seyirciler! Hekzaplazmotik bir retikulum haline gelmek üzereyim! Sağlıcakla ucubettül muhteremler!

21 Şubat 2013 Perşembe

Telefonun Şırası


Zilliyetçiliğin her markası ayakkabımın altında… Zilliyetçilik diyorum! Yani zillerin çıngıraklı olup olmadıkları gibi konular benim için çok önemli.

Çünkü zillerin kanarya kıçından mı yoksa i phone çıngırağından mı yapıldığı noktasında, asla çam dalından zöt cebinde  bıngırdayan  fışkırtıcaların  gayretleri içinde olanların sıçında olmayacağız!

Ağzımız bozuldu, sayın keyifçiler! Ağzımızın fabrika ayarlarını kaybettik hükümsüzdür.   

Sakal boyumu her gün cetvel-i mukaddes ile ölçüyorum. İcazet-i nuraniyenin  göstergeleri genellikle yeşil kalıyor.

Dolayısıyla bizden önce toplumun değerlerine yabancı, zakoben, takoben ve naçocu bir takım Meksikalı çapulcu lahikası suretinden sürünen tertibat içinde olanların bütün  çabaları artık bitmiştir.

Çok ciddiyim bugün gene tiksinç derecede… Mide bulandırıcı bir didaktizm içindeyim.  Bunun sebebi de  vazgeçemediğim bir dikkatizm içindeyim. Hep bir şeyin içinde olan hıyaroğullarının dökermatiklerini şıkırdatasım geliyor.



-          Ya Ammar!
-          Söyle Rubeyba’m!
-          Ay ben gene çok caizim geldi.
-          Nasıl canım? Naneli mi vişneli mi?
-          Ay ne biliiim Ammar, neli gelsin anlamadım…
-          Forsaleye bakalım orada yazıyor mu?
-          Ay Ammar böyle İngilizce konuştuğunda içim bir tuhaf oluyor…  İçimde  bıgrcıklı şualar şeyoluyor…
-          Ah ben ne zaman içini göreceğim Rubeyba’m?
-          Sus! Edepsiz! Hihihi! Babam önce nihaleyi alsın da hele bir…
-          Alsın Rubeyba’m… Peder-i muhtereminin nihalesine kurban olurum ben!

Tarkmayan, sarkmayan şarkılala sizinleyiz hacıannem!

12 Şubat 2013 Salı

Overlokçunun Aşkı


Hayatımda gördüğüm sen çekici halı reklâmıydı, gözlerim kamaştı, dişlerim kamaştı,kirpiklerim yamaştı.

“Yamaşmak”ne, değil mi şimdi? Böyle reklâma böyle ayranlık abi! Nasıl bir kaymaklı gıdı ve ispermeçet külliyatıdır  o ya! Hangi literatür kazsın senin karasörünü, bi’ de bakayım bana? Nedir o Broadwayadımları, tüylü kızlar, merdivenden inişler, salınmalar falan ya?

Reklâmın cingılı, cingıl cingıldı ya… İçiniz cingıldar, o kadar yani!  Şimdilerde cincıllarda bir muhafazakârlık modası var…  İçten içe bir  nilahi derinliği, bir sürahi necefliliği, birzürrem ataleti, bir EMINEM gerdankârlığı bir “fifthy cents” çılgın şekvalığıfalan! Allah Allah illallah!

Sanırsın  meydan muharebesine giriyoruz! 

Biro… “O” ne ya? Bir de şey var pırlanta reklâmı… Canım bayır güllerimin, pembiş pembiş gülüp de şirin şirin güldükleri o canım reklâm… Bizi cıvartmayı seviyorlarmış da bilmem neymiş de…  Yabir yürü git abicim işine ya! KDV yok bedevin yok, ayın yok, yıldızın yok, sen neyin şamadırasısın ya? Arada bir iki votka vur yüksek koktanlı… Somunların falan gevşesin ya! Çok mu para verdim sen o reklâma?

Netekimbiz şakaya gelir bir külkedisi değiliz! Bizi kimse şamar oğlanı yapmak gibihayallerin içine girmek çabası içinde olmak teşebbüsünde bulunmanın içindeolmak içinde olmasın!

Vurpiyaza abiciğim, işin ne? Şimdilerde süper naneli sakızlar da var nasılsa…
-         AyAmmar!
-         EfendimRubeyba’m?

-         Aygene polipiptik mi yaptı bu?
-         Yokcanım… Nereden çıkardın?

-         Nebileyim gene ciddi ciddi şeyler söyledi tüylerimi diken diken etti.
-         Senintüylerin hiç diken diken olur mu aşk-ı sümbül-ü zül zül-ü güpt-ü züleybam?

-         AyAmmar gene içimi bir hoş ettin! Çok yaramazsın sen, çok!
-         Rubeyba’m!Hele peder-i muhteremin bana bir ihale kırıntısı versin, sen o zaman gör!

-         Kükreya Ammar! Seninle  katar kutar balayınagideceğiz!
-         GidelimRubeyba’m, gidelim!

Tarkmayan,sarkmayan şarkılarımızdan biriyle daha buradayız ciciş annem! İyi dinler kulaklarınınpası gitsin. Yok paslarını okuttuysan mastır yapsınlar. Okey mi? Öptüm!




3 Şubat 2013 Pazar

Cübülcü Leblebisi Manifestosu


Bilmemne Hatun termal tesislerinde , tapu sahibi olmak ister misiniz? Ben isterim yahu. İçinde hünkârbeğendi falan pişecekse eyvallah yane! Hünkârın zaten adının sonunda hatun eklentisi olmayan yazılımları onayladığını şahsen sanmıyorum ama…  

Konuyla ilgilenen akademisyenleri göreve çağırıyorum, şimdiye kadar kesmik tarihle bizleri bölen cabul cübülükçülükler artık  bitmiştir.

Cabul cübülçülük nedir diye sorar iseniz bendeniz de bilmiyorum. Amma velâkin kapıcı Rüstem Bey ile Nur Sultan  Hatun   arasındaki  gayrı menkul akdine binaen  manşetlediğimiz  gömlek kollarında… Yoruldum yahu…

Şahsen gö.lek kollarını nefrete sürüklemek gayreti içinde olanların tuzaklarına düşmeyeceğimizi açıkça söylüyorum. Bu löppek, bu tür oyunlara asla gelmeyecek , okeyde dördüncüye her zaman yer verecek, beygirlerin fotofinişle seçilmesine asla izin vermeyecektir!

Şimdilerde memlekette bir hatun, efendi uydurma modası başladı. Kardeşim ne çok haremzade varmış memlekette? Döne döne saltanata döndük iyi mi?  Saltanat da bir tür sütlü tatlı aslında… Dahiliye dönemi onikiparmak  viyadükünde bir safra sızıntısı gibi hayatım abi. Ben bu muyum? Biliyorum param yok ama en azından onörüm var!
Seçkinliğimin tersi çok pistir benim.

-          Ay Ammarcığım ne zamandır yoktuk pek özledim kendimizi…
-          Rubeybam! Ben de özledim bizi…

-          Ay Ammar, bu gene polipiptik mi yapıyor?
-          Aman boşver Rubeyba’m! Ananasını da alır, gider…

-          Gider di mi Ammarcığım?
-          Gider, gider, açık söylüyorum, gider…

-          Ay ayağımıza dolanıyor kudretler macunu Ammar…
-          Ama Rubeyba’m… Kudretler macunu olmayınca şey olmuyor, biliyorsun…

-          Ay utandırıyorsun beni Ammar…
-          Utanma canım…

-          Ay ne güzel “canım” diyorsun Ammar!...
-          Demem mi güllaç-ı  mahremim?

-          Ay Ammar! Efendi babamın hocakefendi ile zulzulasından  dağıttığı zihalelerinin o mübarek kokularını alıyor musun?
-          Almam mı Rubeyba’m?

-          Ay Ammar, çok güzel “Rubeyba’m” diyorsun… Ay içim gül suyu gibi baygınlaştı…
-          Gel kollarıma Rubeyba’m ben seni ayıltırım.

-          Çok ateşlisin Ammar’ım…
-          Ah bir de şu itfaiye alımlarını ayarlasak…

-          Ayarlarız Ammar’ım, nerak etme, ayarlarız…
-          Ayarlarız değil mi Rubeyba’m, ayarlarız, değil mi?
Tarkmayan sarkmayan şarkılarımızla gene buradayız biciannem... Hadi dinle de güzel güzel uyu...

2 Şubat 2013 Cumartesi

Tişörtün Güzel Olmuş


Kafam bir milyon abiler…
Eski parayla bir milyoncudan bir kafa buldum ama onunla ilgisi yok. Yani aslında benim kafanın çok fazla gideri yok. İki omuz arasında hatırı sayılır bir anatomik çıkıntı yapıyor ama o kadar yani…

Az evvel bir teknomarketten HDMI kablosu aldım. Adı bile muazzam abi! İnsan poşetinde bir HDMI kablosuyla yürürken kendini oramiral gibi hissediyor. Şöyle “Dünyanın bütün navigasyon cihazları  birleşin annem!” diye bağırasım gelmediyse ne olayım. OSTİM’den kaptırmış geliyor baktım Keçiören dolmuşu…

Bir kablo insanın hayatını nasıl etkiler bey abiciğim?  Ha söylemeyi unuttum: Sonra çok ucuza tasarruf ampulü buldum. Ampulü bulmak mesele değildi, demeyeceğim, bana ampulü gösterecek bir görevlinin kendiliğinden  çıkıp gelmesi inanılmaz bir hobbit hikâyesi gibiydi. Nasıl gözlerim doldu, anlatamam… Sümüğüm akasıydı o derece yani… Ama   o üzüntü verici sürecin içinde olmanın derin süzüntüsüyle millete müracaat ederek  yakama yapışmış sülükleri bir bir temizledim.

Ve fakat, “acziyetmin” cevizli bağından  domates almak fırsatçılığı içinde olan bazı art niyetliler  corkenezik fittiroterapi simülasyon programına hack yapmışlar. Ben “Abi heyecan yapmayın!” dedim ama  dinleyen kim?

Bunlar da  hep arzu etmediğimiz bir neticeye vesile oldu. Kabız oldum.  “Türkiye Vesilelerini Koruma ve Hafizelerle Dayanışma Derneği”  gibi sivilce koptum  görgütleri  konuya protestan yaklaştı. Ben amish kardeşlerimizle mormon biradelere  konuyu ilettim. “Abi konu bizimle ilgili değil, sen elektronikçiler çarşısına gideceksin, Rüzgârlı’ya” dediler. Yani ben niye “vesile” demişim de “Melahat”  dememişim? Çok yamlış anlaşıldım, çok! Ağlaya ağlaya geberdim.

Halbusam bütün isteğim halkımızla kabak tatlısı yiyerek domokratik bir dolma pişirebişmekti. Dolayısıyla  artık ben diyorum ki televizyonlarımızda “vesile” kelimesini kullanarak memleketin  vesilelerine ayrımcılık yapmak devri artık bitmiştir. Bundan sonra artık hiç kimse  hiçbir şeye vesile olmayacaktır! Çok şükür, hamd olsun artık  teğet şöyle bir dokunup geçmiştir bize… Alışkanlık yapmasın, yani dokundurup dokundurup şettirirse şey olur…

 Ben kabızlığı gidermek için HDMI kablosunu kulağıma takayım bir dedim, meğer tamamen yanlış bir egzistansiyalist sürümmüş benimkisi…

Hazırlanalım anca gideriz hacı abi… Oturacak yer kalmıyor arka beşlide. Hayır büyük beden pantol aldım… Bizim minderler büyüyecek nasılsa.. Bir de paçamız şöyle yelken gibi şişer, küfür küfür ohhh  eser…