“Fenerbahçe atkısı taktığı gözlenen İbrahim Tatlıses, “Fenerbahçe zor günler geçiriyor ben de öyle. Bizim sevdamız bitmez” derken…”
En güzeli bu abi… Bir inci bulur, işlersin, olmuş mu diye dişlersin.
Ne demiş hazret? Fenerbahçe de zor günler geçiriyormuş, o da… Nasıl yani? Hazret? Senin otobüs firman, lahmacuncun, inşaat şirketin vs yok muydu yahu? On yüz bin milyon baloncuk kazanma da dokuz yüz bin milyon baloncuk kazan yahu! Seni de mi şikeden arıyorlar hacı emmi? Kafaya kurşunu yemek için teşvik primi mi aldın?
Gören de bir lokma ekmeğe muhtaçsın zannedecek… Ama tabii senin ekmekler muhtemelen Touloné ’dan uçakla geliyordur. “ Ya biliyon nu gardaş? Şu Touloné’un baget ekmeği yok mu? Şerefsizim, hiç birinin lezzeti buna benzemiyor. Aha araya helva koyuyorum, bir güzle yeniyor sorma!”
Bir de ağlama modası var, tutabilene aşk olsun. Ağlayınca ne söylesen yeniyor abi… Bak yirmi yıl önce millet salya sümük kasetler dinletirdi birbirine bugün o kaetleri dinleyenlerin yerleştiği koskoca bir eyaletin, eyatleçesi olduk!
Bir de şöyle bir günün sözü var: “ Dış yardım alacak olsaydı, dışarıdan talimatlar verilmeye kalkılırdı. Bugün talimat alan bir ülke yok”
“Türkiye’nin Ortadoğu’da bir görevi var!” diye bar bar bağıran, ben miydim hacı emmi?
“Libya’da ne işiniz var?” diye kükredikten sonra limanları açan ben miydim hacı emmi?
“Benim polisimi tokatlamak kimsenin haddine değildir!” diye kükredikten sonra PKKlı köpeklerin, polis müdürünü tokatlamasına sessiz kalan ben miydim hacı emmi? Pardon?
Ay gene pis pis politikaya battım, aay iğreeeenç! Tiksinç oldum ben ayol! N’olur kusura bakmayın, kafa anormalleşiyor bazen… Bir gıdım gri madde var zaten, o da arada şerare yapıyor. Duy biraz gevşek biliyon nu? İrfan’a söyleyeceğim gelsin sıksın, onda İngiliz anahtarı var. Bizim anahtarlarla olmuyor, denedim.
Kilerin kapısına da bir kilit takmak lazım artık. Bizimkisi tek “l”li kiler. Zenginlerinkine “killer” deniyormuş. Adamlarda “l” bol ne de olsa, harca harca bitmez.
Tarkmayan, sark(oz)mayan şarkılarımızla gene seninley,iz hububat nationım benim!
22 Ocak 2012 Pazar
21 Ocak 2012 Cumartesi
Gel Kucağıma
Bir büyük politikacımız Sarkozy Emmi’ye “Tarihi istismar etmeyin!” mealinde kükremiş… Çok takdir ettim!
Ettim de Dersim’de, memleketin askerinin kafasını kesen canilere haddini bildiren devlet büyüklerimize, “katil” diyen de aynı bakanın partisi değil miydi be yau? Sen cumhurbaşkanına, başbakanına “katil” dersen, elin oğlu demiş çok mu emice? Ne şirincek, cesur, atakan stratejik şeysin sen! Stratejin gibi gözlerinin derinliğinde boğulayım da gözlüklerin izin vermiyor…
Ay ne iğrenç oldum ben ya! Gene başladım pis pis politkaya di mi?
Ay Berkea ne yazıyo bu böyle pis pis?
Ne bilim kızım? Manyak işte yazar, yazar…
Emine Ün ablamız, sevgilisiyle el ele poz vermiş, “Halimizden memnunuz!” demiş. Ablacığım siz memnunsunuz da bakalım biz memnun muyuz sizin halinizden? Olan var, olmayan var… Gül benzinin açıktan belirdiği o ak bileklerini sen gösteriyon ama kulaklarından namus fışkıran bademcikler ne hale geliyo, biliyon mu?
Ben diyom ki… Hökümat ferman buyursun, erkek badem ağaçlarının dalına namusometre takılsın. Kiminki “biiip!” ederse baktığı cins-i lâtifin üstü muşambayla örtülüp dışarı çıkarılsın. Nasıl teklif ama?
Gerçi sen kulağını her gün temizlettiriyorsun ama biz gene de senin caiz zevkinden farklı, tarkmayan sarkozmayan bir şeyler çalalım e mi hububat nationım benim?!
Gerçi sen kulağını her gün temizlettiriyorsun ama biz gene de senin caiz zevkinden farklı, tarkmayan sarkozmayan bir şeyler çalalım e mi hububat nationım benim?!
16 Ocak 2012 Pazartesi
Esra'nın Marş Dinamosu
Ciddiyetten nasibini alamamış biriyim ben. O sırada kuyruğun gerisindeydim, bana kalmadı. Onun için böyle dandik bloglar yazıyorum annem.Kafayı gözü kırıp yazıyorum. Kafa zaten ezelden azıcık çatlak…
Ama şeyden çok ekmek çıkar yani… Neyden? Şeyden… Şeyden Esra Hanım’dan, yani tahminim… Meselâ yaşı yetmiş amcamın :
Kırk sekiz evim, otuz arabam var… Mazbut, düzgün bir hanım aranıyorum, bana arkadaş olacak…
“Arkadaş” derken Hamit Amca…
Efendim, hayat arkadaşı işte…
Af buyur ne kadar hayatın kaldığını düşünüyorsun Hamit Bey Amca?…
Kızım, Kimin ne kadar yaşayacağını Allah bilir.
Hayır bu kız da bilse iyi olur, bana sorarsan… Ne de olsa senin ayaklardan biri daha aşağıda, çukur gibi bir yerde, o bakımdan… “Kız” diyorum, mahide Hnaım teyze’m kızsın di mi?
Aaa! O ne biçim soru kız? Elime bu zaman kadar şey değmedi… Neydi ?
Anlaşıldı Mahide Hanım Teyze, keselim.
Hamit Amca söze karışır:
O ne söz kızım, bende daha çok iş var…
Belli belli, olmaz mı… Senin motor ne âlemde bilmiyorum ama marş dinamosu maşallah hâlâ tam gaz… Eeee? Siz ne diyorsunuz Mahide Hanım?
Ay ne diyim ayol? Gül gibi adam… Kısmetse neden olmasın… Ay çok utandım…
Utanma , utanma, gül reçeli mübarek, hemi de üstü tereyağlı … Hadi bakalım cumdurlop…
Cumburlop derken kızım?
Anladın sen onu…
Hava güneşli de yavaştan bir ayaz var. Sabahtan yerlerde ayna, çal çal oyna… Gittim, elektrik parası yatırdım, iyi de sıra vardı ha! Millet kapıda kuyruk! Borcuna sadık milletiz vesselam…
Şimdi de çıkıp gidiyoruz… Bilmem ne alâmete… Tarkmayan şarkılarımızla...Öptüm hububat nation!
Linkin Park-From The Inside ile JackDanieLs35
13 Ocak 2012 Cuma
Esra Hanımla Radyatör
Elektrik alamadım Esra Hanım ben…
Valla kaçak göçek eninde sonunda alacaksınız bir elektrik Hürrem Hanım?
Kutumu açsam ben?
Kutulu yarışma başka ama Hürrem Hanım…
Ya işte diyorum ben elektrik alamıyorum…
Ama prize takmazsanız alamazsınız yani.. Öyle uzaktan bakarak elektirk? Bence olmaz yani.. Bakın elli üçüncü adayı da şutladınız.
Valla ben burada oturmayı çok seviyom.
Bir de Makbule Hanım Teyzem’e sorayım… Sizce Hürremle Süleymen birbirine yakışıyormu?
Af buyur kızım, öğleyin patlıcanı fazla kaçırmışım, kulaklarım duymuyor…
Ya haklısınız Makbule Hanım Teyze ben hep lafı nerenizden anladığınızı unutuyorum, neyse siz de unutun, sormadık, bir şey…
Sorun evlâdım, sorun benim bir oğlum da radyoloji mütehassısı Alsancak’ta! Valla ona da seni mi yapsak ne Esra kızım?
Aman teyzeciğim kısmet bu işler…
Yüzün mü kızardı kız senin, şıllık!? Hahahaha!
Bugün bir diziye gözüm takıldı… Dizide iki hanım kızımız mankenler misali süzülerek geliyorlar. Bir de yavaşlatmışlar çekimi ki bizim abazansporlu taraftarının hiç olmazsa gözü ecik doysun… Da kızlar da nasıl havalı! Yani hangi oyuncu seçme ajansı seçtiyse kızları? Aman Allah’ım! “Ay biz ne güzeliz de salnıdk mıydı yedi mahalle sallanır ayol, kâse-i Kübralarımızın letafetinden!” diyesiler… O derece yani! Eeee? Eeesi ben nerelerinin güzel olduğunu anlayamadım. Ama madem yönetmen abi, gözümüze “slow mo” tekniğiyle molamış görüntüyü , hikmetini falan ayıklamadan yiycen abi!
Ama varsa ben şahsen patates kızartmaısnı tercih ederim. En azından o kendini bilen asil bir yemektir. Yoğutlu olduğundayse, başımın tacı! Gecenin iki âlemi ne işim var benim? Benim de bir parmağım var, ben de sallaırm, olur biter… Açık söylüyorum, bu milletin parmak sallama özgürlüğüne karşı tertipler kurmak hevesi içinde olanların içinde bulundukları gafletin içinden, ceviz içi devşirmek kasıtla hareket içinde bulunanların her daim karşısındayız… Biz onlara bakıyoruz, onlar bize! Mal-ı gani tiyatrosu anlayacağınız!
Eeee, gele gele geldik bir gara daşa! Ama sen hububat omurgalı, Sünger Bob’dan hallice Sünger BOPlu milletim sana bol gelir Karacaoğlan… Ama gene de tarkmayan adam gibi bir şeyler dinleyebilirsin…. Biliyorum kapasiteyi aştık, kaynattı seninki gene…
12 Ocak 2012 Perşembe
Bugün Keyfin İçin Ne Aldın?
Bugün televizyonda gördüm… Sanki başka yerde görmem mümkünmüş gibi… Nerede göreceğim başka? İnternet falan ne ki? Orada garanti bademli bir yasak vardır abi…Cari açık daralıyormuş. Yani açıkta kalan yerlerimiz mi daralıyormuş?… Bu iyi mi? İyi tabii daha küçük beden her zaman daha iyidir be oğlum!
Cart di ye mi daralıyoruz dedin abi? Valla bir yırtılma sesi duyar gibi oldum ama?
O zaman kıl dökücü mucize bi krem varmış abi, onu alalım?
Daralınca bunalınca patlatıcan bir Bodrum mandalinası gazozu, ooh! Açık söylüyorum carimiz çok açıktı, az açık oldu. Nitekim cari açığın açıklığı ile cari kapalının kapalılığı bizi “Katar Kutar dön arkana tar!”dan döndürmek gibi bir yola tevessül edenleri asla şey etmeyecektir. Anladım abi, çok güzel! Bu arada “tar” ne abi? Sen bugünlerde bir kafiye bulmak ne kadar zor biliyor musun?
Bugün markete gittim. Müşteriler kapıdan sırayla büyük bir intizamla giriyordu abi.. İntizam derken zamla ilgisi yok. Gerçi benim hububat sinir sistemli canım halkım, senin için o düzenli güncellemeler var ya… O açıdan işin içinde bi zam var.. En azından buna uyanır mısın bilmem? Iıı mı? Olmadı mı? Dar mı geldi? Genişletelim mi? Nasıl yapalım? Kenara iki pile atsak? Hem hatlar da belli olmaz? Yoksa olur mu ya? Bak bilemedim. Hem böylece açık da kapatılmış olur, değil mi ama?
Market diyordum… Millet, içeriye mesaiye girer gibi giriyor! Ahan da suratlarda bir demokratik Almanya ciddiyeti. Ne oluyoruz yahu? Sevmiyorsan girme abi? Hadi ben plastik tabure almaya geldim… Tamam yok bir zevki, anladık… Kaldı ki onu da üstüne oturup denedim… Bir tane de ayakğımı üzerine oturmak için aldım, cidden yirmi litrelik damacana sudan ucuz! Ne güzel ya! Düşünsene kitap okurken… ( Kitap ne yaparken mi? Pardon muhterem sen yakıyordun değil mi, özür.. Benim eşekliğim…) ayağın uzatmışsın, oooh1 Gel keyfim gel! Geneld ekendi keyfimi çağırırım ama markette hep öyle somurtacaksan seninkini de arada kaynatırız eb hacı baba..
Da… Abi sen ne almaya geldin? Yani manav reyonunda o kadar portakalı görünce hiç mi için açılmıyor? Bebelere ucuz gofret alınca hiç mi sevinmiyon?
Yoksa mübarek tebessümün, namahreme mazallah çarpar diye mi endişeleniyon, hacı abi? Bugünkü vaazmızın da sonuna geldik, nihayetinde tül nurubetül gurubetin ihyasından ma’da seyrettiğim semavat-ı burburiyenin sedasını işittim. Tarkmadık, tarkmayacağız! Tarkmayan şarkılarla buradayız!
9 Ocak 2012 Pazartesi
Kıyın Kıyın Sahil Kıyısı
Bodrum’da “sahil kıyısında” dev dalgalar… “Doğru düzgün” çalışmayan bilmemneler… “Sahil kıyısı” önemli hocam! “Sahil” kelimesini unutmamak adına kutluyorum! Da o zaman “kıyı” ne abi? Kıyı da kıyın kıyın gidilen yer işte! Bakkaldan bana yarım kilo kıyma arası dönerli ekmek, bir de set üstü fırın al! Oldu! Hele yar, zalım yar çapkın yar, hain yar!Doğru biterse korkma! Düzgünü var, nasıl olsa… Yok o üst rafta abi… “Dürüst” mü? Abi o artık üretilmiyor, evet abi, sistem değişti ya… Hayır artık conta da kullanmıyorlar , her şey otomatik!
Ah canııım! De ben bunların hangi şıkta yürüdüğünü göremiyorum. Şıka şıka şık! Kırmızı mum! Olmadı be! Bir kafiye bulmak lâzım şimdi buna…
İlân verelim? “1.60- .180 boyunda badem kokulu, bıyığı edepli, tombilik ve tercihen kel, varsa kafasında bir tente falan, o da olur; her ay katar kutar giden, al yanaklı bir kafiye aranıyor!” deriz. Kafiyenin özelliği, mümkünse yarım olması… Zengin olacaksa da mümkünse yeşile çalması…
İlkokulda çocuklar herhalde artık birbirlerime “Hacım nasılsın?”, “Hamdolsun hacım..” falan diyecek? Ben diyorum ki bizim kızın da çantasına bir takma sakal koyayım, kafasını olmasa da yüzünü örtmüş oluruz.
Sonra erkek çocuklara birer takma göbek, elbette kuşak… Ve cübbe değil artık, o kadar olmaz da birer pardösü verilir herhalde… Ama tabii okulda ücretsiz dağıtılacak bunlar. Kömürle bulgur alana, yanında hediye! Ellerin arkada birleştirilip tespih çekme pozisyonu beden eğitimi dersinde öğretilecek… İzci oymaklarında şapkaların siperleri sökülecek ki secdeye mani olmasın!
Amaan! Gene mi siyasete bulaştık kıyısından? Olur mu canım? Tövbe estağfurullah! Ne haddimize? Biz ne biliriz hacım? Zambak, zumbak, dön hacına iyi bak! Zaten bana kalsa, seçim meçim de hikâye, ne gerek var ya? Seçim kuruluna birer nüfus cüzdan fotokopisiyle imza örneği verelim, onlar nereye oy verileceğini bizden iyi bilir. Seçim kurulu değil ya, yanlış söyledik. Orada şöyle al yanaklı, iri gözlüklü ağabeylerden bir komisyon kurulur, “Hamd olsun” diyerekten oylarımızı gerekli ve müasebet-ül hayr-ül nurutubet-el ahret bürosuna ulaştırırlar. Bir oya cennete iki dönüm! Koskoca cennet yahu ye ye bitmez nasıl olsa!
Kar da yağdı zaten. Her yerde kar var. Hayır niye her yerde kar olur? Meselâ diyorum… Kar buraya yağmasa gitse ıssız bir yerlere yağsa. Sonra bizim evin yakınına gelince “Abi müsait misniz, size gelecektik?” falan dese…
Sandalyenin ayaklarının çıtası çıkmış. Zaten birini çakarım, diğeri çıkar. Bunlar da nöbete bağlamış galiba arızayı? Arıza falan deyip de sakata gelmeyelim abi, maazallah! Aaa! Benim de ağzımdan “Allahlı” bi şey çıktı lan? İmana mı geldim ne? “İman” sonraki durak mı? Gelmedik mi daha ? Biraz daha uyuyayım ben, hamd olsun o zaman abi. Horrr!
Tarkmadık, tarkmayacağız! Tarkmayan şarkılardan...
5 Ocak 2012 Perşembe
Malımız Çok Hamd Olsun!
Şimdi bir yanlışlık bulup üzerine gitmek lâzım. Değil mi ama? Yani komiklik falan yapacaksan öyle olmalı , değil mi? Hani böyle bir hiciv kasrı falan yapabilmek için…
“Hıdiv Kasrı” mıydı yoksa o yahu? Hıdiv Kasrı sahi İstanbul’daydı, değil mi? Çankaya’da öyle bir yer duymadım ben. Gerçi şimdi Çankaya’dan yüksek Yıldız var… Canım örtülü, badem yaldızlı canım sonradan görme tıksırık zengini modernliğim benim, küfür küfür esiyor Çankaya sırtlarına… O kadar mı soğuk olur, abicim?
Epeydir dükkâna yeni mal koymadık… Elbette benim mallığım dururken dükkâna yeni mal koymanın ne gereği vardı? Memlekette mal kıtlığı çekiliyor desem…
Geçen gün bir sahafa gittim… Gerçi artık sahafla, Karayip Sokağı korsanları arasında pek de fark kalmadı ya… Tezgâhın başında kimse yok… Ara tara, saç sakal birbirine girmiş, beyzbol şapkalı manav kılıklı bir abim çıka geldi…Hayır manavı küçümsemiyorum, mevzu o değil! Kitap hırsızlığıyla ilgili bir şaka yapacak oldum, cebimdeki kitabı gösterip, çaldığımı ima etti.
Memlekette bu yüzden mal sıkıntısı yok canlarım, ciğerlerim. Birinin yüzüne utanmadan “hırsız” diyebilen kara kulplu mal beyanları artık bizim normalimiz. Mal değneği kara sakallı abim, benim ağzından iki kemle çıkaramayıp uğunurken bir de daha kendisinin, ne sattığını bilmediğini görünce cinlerim tepeme çıktı, çıktı ya ne fayda? Herif limonda satsa bir kitap da satsa bir!
Öküzler salonda yatmakla aileye katılmaz, e mi hububat beyinli milletim benim?! Dibe vurduğunu idrak edebilecek kadar beynin kalmış mıdır acaba? Tarkmıyoruz, tarkmayan şarkıcı dinliycen, kusura bakma e mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



