http://www.1v1y.com
Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2012 Pazartesi

Talimatlı Keklerle Ophrah!

İçin kırık kırık, çemkir çemkir oluyor mu hiç birader? Kırık kırığı anladık da çemkir çemkir ne demek di mi?

Nasıl anlatsam?  Hani Behlüllü bir Bodrum mandalinası gazozu reklâmı seyreder de kompleks kompleks olursun ya… Hani  “Ulan bu herif bu gazozu içiyor da nasıl kilo almadan duruyo?” diye düşünüp durursun ya… Hani mektuplar yazarsın ya sevdiceğine Alişan abinin izinde… İşte öyle narenciyeli bir duruştur bu birader…

Hani mahalle aralarında sünnetçiler gibi dükkân açmış bilgisayarcılara bakar da rahat bir nefes alırsın ya… İşte öyle çilingirvari bir kurtuluş nefesidir bu… Ben seni maymun gibi sevdiğimde, liseli bir mahcubiyetle bakar da gözlerime,  Karamürsel’i senin  için yakayım diye üzerine benzin dökersin ya…

Bir ara Cankan diye bir grup vardı… Adamların bir giyinişi vardı aklımı almıştı… Dedim ki “Herhalde bunları dinleyebilmek için fıçı biradan kallavi bir miktar içip bütün duyu organlarını narkoza sokmalı!” falan öyle “trash” bir tarzları var… Meğersem arabesk  çalıyorlarmış abi!

Trash demişken traşım geldi… Favoriler “Biz gitsek?” diye sormaya başladı bile… Berberde uyumamak için on önerisi olan var mı?

Defterlerim de köşelerinden bakıyor… “Ne ara yazacak ki bu çatlak bize?” diyorlar muhtemelen….  Gazetelere bakıyorum… “Memleket ahvali hakkında ne yazayım?” diye… Bakan kıvamında birisi diyor ki “Bu parmak, sen de salla olsun, bitsin…” Yani neyin komikliğini yapacaksın? Her şey ortada! “Bu, parmak, sen de sallarsın, olur biter!” Abi sen nerelisin gözünün yağını yidiğim? Hangi otogarda  poğaça satıyon sen? Çakmak neyin de var mı tezgâhta Allasen! Ölümü öp bir ayranımı içmeden yollamam…  Yoksa beyin cerrahı mısın sen abi? Hipotalamusa kadar yardın abi beni! Bırak, geçtim gri maddeyi falan! Senin parmağın her şeyi bembeyaz, dümdüz etti abi! Bir parmak da bana sallar mısın abi? Bundan sonra beyni falan istemiyom ben! “ Dirrek”  mideden konuşacağım abi!

Bakayım Ophrah’ın sitesine ( böyle yazılıyordu di mi?) , vardır herhalde bir sitesi falan, yeni bir kek talimatı var mı? “Tarifi” mi diyecektim özür dilerim ya…  ha gayret bir kelime daha… Iıııhh! Zooort! Ooooh! Salla gitsin abi ya! 

Tarkmayan sark(oz)mayan, şarkılarımla  sizinleyin hububat canlarım benim!

13 Ocak 2012 Cuma

Esra Hanımla Radyatör


Elektrik alamadım Esra  Hanım ben… 
Valla  kaçak göçek eninde sonunda alacaksınız bir elektrik Hürrem Hanım?
Kutumu açsam ben?
Kutulu yarışma başka ama Hürrem Hanım…
 Ya işte diyorum ben elektrik alamıyorum…
Ama prize takmazsanız alamazsınız yani.. Öyle uzaktan bakarak elektirk? Bence olmaz yani.. Bakın elli üçüncü adayı da şutladınız.
Valla ben burada oturmayı  çok seviyom.
Bir de Makbule Hanım Teyzem’e sorayım… Sizce Hürremle Süleymen birbirine yakışıyormu?
Af buyur kızım, öğleyin patlıcanı fazla kaçırmışım, kulaklarım duymuyor…
Ya haklısınız Makbule Hanım Teyze ben hep lafı nerenizden anladığınızı unutuyorum, neyse siz de unutun, sormadık, bir şey…
Sorun evlâdım, sorun benim bir oğlum da radyoloji mütehassısı Alsancak’ta! Valla ona da seni mi yapsak ne Esra kızım?
Aman teyzeciğim kısmet bu işler…
Yüzün  mü kızardı kız senin, şıllık!? Hahahaha!

Bugün bir diziye gözüm takıldı… Dizide iki hanım kızımız mankenler misali süzülerek geliyorlar. Bir de yavaşlatmışlar çekimi ki bizim abazansporlu  taraftarının hiç olmazsa gözü ecik doysun… Da kızlar da nasıl havalı! Yani hangi oyuncu seçme ajansı seçtiyse kızları? Aman Allah’ım! “Ay biz ne güzeliz de salnıdk mıydı yedi mahalle sallanır ayol, kâse-i Kübralarımızın letafetinden!” diyesiler… O derece yani! Eeee? Eeesi ben nerelerinin güzel olduğunu anlayamadım. Ama madem yönetmen abi, gözümüze “slow mo” tekniğiyle molamış görüntüyü , hikmetini falan ayıklamadan yiycen abi!

Ama varsa ben şahsen patates kızartmaısnı tercih ederim. En azından o kendini bilen asil bir yemektir. Yoğutlu olduğundayse, başımın tacı! Gecenin iki âlemi ne işim var benim? Benim de bir parmağım var, ben de sallaırm, olur biter… Açık söylüyorum, bu milletin parmak sallama özgürlüğüne karşı  tertipler kurmak hevesi içinde olanların içinde bulundukları gafletin içinden, ceviz içi devşirmek kasıtla hareket içinde bulunanların her daim karşısındayız… Biz onlara bakıyoruz, onlar bize! Mal-ı gani tiyatrosu anlayacağınız!
Eeee, gele  gele geldik bir gara daşa! Ama sen hububat omurgalı, Sünger Bob’dan hallice Sünger BOPlu milletim sana bol gelir Karacaoğlan… Ama gene de tarkmayan adam gibi  bir şeyler dinleyebilirsin…. Biliyorum kapasiteyi aştık, kaynattı seninki gene…

12 Aralık 2011 Pazartesi

Kiracılar Ve Ev Aletleri İlişkisinde Naif Analizlerin Kişileştirme Edebiyatı Üzerine Etkilerinin Sayısal Loto Çekilişleriyle Alâkası Üzerine Ultra Modern Bir Muhafazakâr Analiz



Al annem Linkin Park dinle sen, ya lelli mutantı gecekondu turşularından buruşan beynini açar biraz...


Bu millet ki kafasında keyfiyesiyle her yerde ayak yıkar! Katarokombikler...

Kombi de, çamaşır makinesi de tamir  oldu, hamd olsun… Hepimiz iyiyiz…
O değil de kiracıların, yaşadıkları evle ilişkileri çok ilgimi çekiyor.

Burada sınıfsal bir tahlil yapıp ağrı kesici önerecek değilim.
Ama sanırım muhtemel kiracı davranışı, evi, yok olana, harap olana kadar kullanmak ve sonra çıkıp gitmek.

Kardeşim gece kırık pencereden soğuk, totona totona doğru eserken “ Nasıl olsa ev sahibi değilim, onun totosu üşüsün!” mü diyorsun? Yahut da musluk bozulduğunda sana dönüp “ Abi benim contalar nanay ama nasıl olsa sen ev sahibi değilsin, evi su basarsa onun totosu ıslanır!” falan mı diyor?

Veyahut da sen “ Yahu bir ampul kalsa yeter, sahibi ben miyim, karanlıkta otururum olur, biter!”
Çünkü ardında bıraktığın evin Efes kazılarında bulunan evlerden daha beter halde, duydun mu?!

Bana kalırsa çok sevgili “bu milletim”, sen sümüğünü silersen, harcayacağın enerjiyi dahi ev sahibine kakalayıp hayatı bedavaya getirmek için uğraşan, çok zeki bir milletsin!

Kitap da okuyamıyorum doğru dürüst… ( “Doğru düzgün” diye bir şey yok, çaktın köfteyi?) Şöyle depresif bir ırgalanma modunda  kıpraşıp duruyorum. Kıp kıp kıp kıp kedene de sar bedeni bedene… Aman oh! Sefam olsun! Kime cefa olursa olsun!

Ay şimdi Seda Sayan olacaktı, şöyle bir ciddiye takıp hepimizi göz yaşına boğacaktı, nerede?!

Kata®kulli, altın lâzımlık, gümüş çaydanlık hayalleriyle yatıp kalkan, badem beyinli canlarım, benim!

Bizde Tarkan yok, korkan da yok, taktım prize rocku, yeme artık o b.ku!


10 Aralık 2011 Cumartesi

Araya Sıkışan Para

Blogun çehresi pek sıradan, ben de farkındayım ama  şablon çok hoşuma gitti.
Bu arada nedense hep bozulan cihazların içine para kaçıyor. Ufacık bir musluk için neredeyse iki yüz lira vereceğiz.

Elbette bataryalarımız altın suyuna, ne sanmıştınız?
Biz ki kevaleleri ( o ne lan?) ipekten, bukuleleri ( iyice sapıttın Osman!) satenden, donları peşiman, katta katar katartikalı  bir sülâleyiz. Biz çişimizi yapınca atmıyoruz.  Kovalara doldurup kaynatınca petrol elde ediyoruz! O bakımdan musluklarımızı altın suyuna  yatırmamız boşuna değil. Hatta şöyle söyleyeyim biz çamaşır suyu dahi kullanmıyoruz!

Ama bu  bahsettiğim musluk, doldurma musluğu.  Açınca, “Sen aslansın be abi! Pardon kanaryasın! Var mı senin gibisi? Yakşır abime!” diyor. Ayrıca sıkıp az daha para bayılırsanız, bunun İngilizce’sini , Almanca’sını ve hatta  Malayca’sını bile söylüyor! Ama Malezya’nın resmî dili İngilizce olduğundan tercihli olarak Malay İngilizcesiyle de söyletebiliyorsunuz.

Gene güneş batıyor, insan hüzünleniyor. Makinenin  servisi gelmedi, kombinin geldi, penciler burada… Tamam? Başka?

Öpülesi çitlenbik- tikky yanaklı bal böceklerim benim!
Kapının önüne kartonları bıraktım, bahçede parkta yakar, ateşin başında “ Nereye gider bu dağlaırn yolu anam anam!”  tarzı bir Tarkan şarkısıyla kendinizden geçersiniz ama… Şimdiki ikramımız bu değil…

Dinleyin bakalım.


DEPECHE MODE - FREE LOVE ile noriko75