Güle Güle canım arkadaşımTarih milattan önce ve milattan sonra olarak anlatılır, Vanda şu sıralar her şey depremden önce ve depremden sonra olarak anlatılır.Depremden önce Van sokakları ışıl ışıldı. Koca binaların pencerelerinden süzülen ışıklara bakarken orada bir hayat olduğunu düşünmek çok hoşuma giderdi. Bu pencerenin arkasında körpe bebek ateşlenmiş anne ve babasını telaşa sokmuş, diğer pencerede karnesindeki düşük notu babasına gösterirken rengi atmış bir öğrenci kalbinin atışlarını kulaklarında duyuyordur, güzel avizeli şık perdeli pencerede bugün belki de görücüye gelinmiştir, ya da ailecek oturmuş dizi izliyorlardır, demli çaylarını yudumlayarak. Her pencerede bir heyecan, bir hayat vardır. Pencerelerdeki yumuşacık sarı ışık etrafa sıcaklık saçıyorken, beyaz ışıklara bakarken içim üşürdü bir az, ev değil de soğuk bir ofismiş gibi gelirdi. Dev binaları göremezdim, pencereleri seyretmekten.Depremden sonra ne zamandır karanlık çökmüş şehrin binalarına bakıyorum… Taşa dönmüş devler gibi sessizler. Ne bir ışık, ne bir ses, ne bir hayat. Her kes bir yerlere gitmiş, ışığını da yanında götürmüş, heyecanını da, yeknesaklığını da, sıcaklığını da, pılısını da, pırtısını da… Ne kadar öksüz kalmış bunca yuva, kahkahalar, ağlaşmalar susmuş, pencerelerdeki ışıltılar sönmüş.Bugün bir arkadaşım daha gidecek, ne zamandır ışığını yaşattığı penceresi karanlığa boğulacak. Arkasında güzel anılar, işler bırakacak. Onu her andığımızda hep beraber gülümseyeceğiz, bazı sözlerini tekrarlayıp gözlerimizden yaşlar gelene kadar kahkahalarla güleceğiz. Sonra buruk bir hüzün saracak hepimizi. Çok iyi biri ya, diyerek tekrar gülümseyeceğiz yine. Van’dan gitse de, penceresinin ışığı kapansa da yurdumun çok uzak bile olsa başka bir yerinde başka bir pencerenin ışığını açacak, oraya sevgiyi, dostluğu, mutluluğu saçacaktır.
22 Mart 2012 Perşembe
CANIM ARKADAŞIMA
25 Şubat 2012 Cumartesi
Tost Sonrası Kebabın Zararları
Fazla yemeyeceksin abi, olay bu. Hadi canın çekti, bir mok yedin… Bari pişman ol, bir daha yeme… Yedinse fazla yeyip de iyice sıvama!
Nerden aklıma geldi? Tabi şimdi gergenekoncu bir kısım adamlar derhal, gemi, memi, yumurta, mumurta, şirket mirket falan işlerine daldığımı, eleştirel meleştriel yaklaştığımı düşüneceklerdir. Hiç alâkası yok! Sizin yemeye cesaretiniz yok hemşerim! Siz öyle yemeye kalksanız geçleri gözünüze uyku girmez… Bak belediyedeki hacı emmiye bir selam yolluyorsun, en caizinden cukkayı yiyorsun!
Ben tamamen öğünler arası zamandan bahsediyorum. Yani tost yedikten hemen sonra kebap yemeyin diyorum. Yoksa böyle seksen altı kelime yazıp da tıkanırsınız, canlarım, mincanım… Kahve koydum fincana…

Ammar gene polikik konuşuyor bu münafık… Ne zaman susturacaksın bunu?
“Polikik” değil, politik o Ruveyda’m ayrıç “münafık” değil, münafık ama senin bahrül seddül nuriyetül fındıkül ağzına çok yakışıyor…
Ay Ammar utandırıyorsun beni…
Ben seni daha nasıl utan… Çok pardon… Tövbe…
11 Şubat 2012 Cumartesi
MUTLULUĞUN DOZU
Can sıkıntısı kader midir? Mutluluktan yoruluyor muyuz acaba? Bunun dozu var mıdır? Mesela kaç doz mutluluktan sonra sıkılmaya başlarız veya ne kadar acıdan sonra kötümserliğimizi kaybedip şu bardağın dolu tarafını görmeye başlarız? Bence bu konuları incelemek, araştırmak lazım. Zira önemli konulardır. Hep mutlu olmayı hedefliyoruz, ama tam olarak tarifini bile yapamadık...Geçin şimdi Uzak Doğu' nun çekikgözlü , aksakallı dedelerinin söylemlerini... Aynayı yatak odasına koymaz da hemen girişe yerleştirirsen ecceyip feng şui olursun, hatta evine hırsız da girmez, kendi aksini görünce evde birisi var sanıp kaçar....Salondaki çiçeklerini masanın üstüne değil de altına koyarsan var yaaaa....tüm insanların sevgisini kazanırsın...Deli olduğunu sanıp ya korkar, ya da acırlar sana. Benim tafsiyelerim çekikgözlü dedelerin tecrübelerini aşar, zira yerel versiyon. Tütsüye filan da gerek yok, ekstra masraf ve koku...
Belki de dönem dönem gelip gider şu mutluluk. Manik Depresif bir hayat sürüyoruz, haberimiz yok. Mesela normalde üzülmemiz gereken olay manik döneme denk geldiği için mutlu oluyoruz ve tersi. Amaannn, bu konular benim minnacık beyinciğimi aşar ayol. Fakat şöyle yerli malı bir bilim insanı görürsem şahsen konuyu araştırmasını isteyeceğim. Düşünsenize ne kadar rahat ederiz o zaman. Hatta ben konuyu direk Yetkili Merciilere ileteyim...Hayden hoşca galın, ey bakın kendinize... Bu sefer yerli malı, yurdun malı olsun şarkımız
...
9 Şubat 2012 Perşembe
Çeğerdeksiz Çekilir mi Bu Dünya?
Ne vakittir yazmıyorum. Kitlem beni özlemiştir herhal? Özlediniz mi canlarım? İyi de bunun Almanca’sıyla Rusça’sını nasıl yazacağız? Dükkânın en sadık iki okur kitlesi Alman’lar ve Rus’lar…Bugünlerde markete ne zaman gitsem illâ bir şey unutuyorum. Unuttuklarım da en gerekli olanlar ha! Meselâ kapı-pencere bandı. Yahu alttan alta üfürüyor,kış günü, alsana şu mereti değil mi?
Sonra misal, çeğerdek.. Çekirdek miydi o ya? Onadna işte! Bir evin en hayatî besini değil midir çeğerdek! Eskiden haftada bir eğlence programları olurdu. İki şarkıda bir falan skeçler… Abi şimdi her yanımız eğlence! Esra Abla’yla şanzıman yenileme… İkbal Abla ile “N’olur Evlen Benle!”… İbo ile tuzlu kavrulmuş fıstık tadında, bol felsefeli, Allahlı kitaplı talk pudralı “show”lar…
Bir de bunların “muhafazakâr” olanı var… Programın adı “Muhabbet Doğraması” mı neydi? Amcamın biri çıkıyor , bildiğin Cuma vaazı ediyor, arada “Hadi siz sorun ben de söyleyeyim!” mealinde gülerekten yemeğe tuz atarken hangi dualar edilir falan gibi tadından yenmez nükteler, uygun sorulara, uygun cevaplar… Arada “Hadi eğlenelim, coşalım!” kıvamında ilahilerle, el çırpmalar, “ Ay ne güzle muhafazakâr muhafazakâr eğlendik!” tatmini…
Çeğerdek diyordum… O olmasa maazallah halimiz nice olurdu? Arada onun çıtırtısı olmasa kafayı yerdik yahu maazallah! Kebaptan güzel be!
Ammar ne diyor bu gene be?
Ruveyda’m, konuşuyor işte, salak salak, boşver!
Ay Ammar nasıl boşvereyim, adam bildiğin münafık, zındık, dındık, fasık fusuk… Ay öyle miydi, unuttum ben canım?
Tam değil ama senin güzel ağzından ne güzel geliyor… Lisanü-ül bülbülüteynül nur-ül gulgulem!
Ay ne caiz şeyler söylüyorsun böyle Ammar, içim bir hoş oldu… Ama şu herifi susturun artık, olmuyor, böyle… Poliptik geliyo bana… Domokrasimizi domduracak maazallah!
Domduramayız, nur-ülleteynülbulgureynülaynül zekâlım benim!
Çok naziksin Ammarcığım!
Tarkımayan, sark(oz)mayan şarkılarımızla terbiyenizi şettirmeye devam ediyoz, bulgur köftesi milletim benim!
2 Şubat 2012 Perşembe
Aşkın Kanunu Yazsam Yeniden
Hiç istemediğim bir ciddiyette bir yazıya bu gün başlıyorum… Yarın başlasam sorun olurdu… Ertesi gün başlayacak olsam söz olurdu… Sonra siyah giymek icap ederdi. Amma velâkin o zaman da Cem Yılmaz üstadın tahtına göz dikmek tehlikesi var ki hepten sakat! Adamın gidesi yok! Ne yapacağız? Kafa kırık ama hâlâ biraz çalışıyor… Ben de istemiyorum bulgur beyinli milletim, ben de sizin gibi olmak istiyorum, olmuyor!
Nereye baktığını anlamadığımız bir bakan “Atatürk’ü kanunla sevdiremezsiniz!” demiş… Ya da buna benzer bir şey… Hayır kanun var da ne oluyor ki zaten ? Merhuma Diktatör mü, katil mi, ırkçı mı dediğiniz kaldı ki?
Bizim evin kapısında bir makine var, kulağımızda yeterince Atatürk sevgisi var mı yok mu diye kontrol ediyor. Yetmezse gidip kontör alıyoruz, eve öyle giriyoruz. Öyle ki kontör azaldığı halde eve girmeye teşebbüs halinde ilgili kanunun 356. Maddesi gereği kulağımızın tozun tozuna tozutuyorlar. Ben şahsen çok şikâyetçiyim. Koskoca memleketi kurtarmış! Bana mı kurtardı ki?
“Türk Milleti zekidir, Türk Milleti çalışkandır!” demiş… Ya Bodrum’daki Almanlar ne yapsın? Didim’de İngilizler fevkalâde gocunmuşlar! Sormak lâzım şimdi merhuma “Paşam siz bu memlekette hiç yabancıların olduğunu, Türk falan deyip de onların gönlünü kıracaksınız, maazallah! Tamam kurtardınız ama bırakın artık şu Türk mürk lâflarını maazallah ırkçı olduk, çıktık! El yüzüne bakamaz olduk… bak takkem bile tepem de durmuyor… Pençe pençe yanaklarım daha da kızardı!”
Peygamberi koruma kanunu yokmuş! Hani peygambere hakaret eden biri vardı ya emmi! Hatırladın mı? Hani ağzınızı açıp iki laf edemediydiniz, hatırladın mı? “ Danimarkalı adam, yazar da çizer de muhterem! Adam insan haklarında bizden önde… Hem belli olmaz geçenlerde bir ihaleye girdik, Allah sizi inandırsın - inşallah hidayet nasip etsin size de, tipiniz zira biraz münafık, fasık gibi, bir adım ötesi mazallh-ül şahana kafirlik, inşallah siz de bizim gibi inanırsınız- ne diyordum? Haaa! Şimdi ne diyeceksin adama? Kanun mu var bu konuda? Kanun olsa tamam!”
Hacı emmi, siz Alman mısınız? İngiliz miydiniz yoksa? Hayır hangi memlekette yaşıyorsunuz onu merak ettim de ondan . Evet… Ben size sonuna kadar katılıyorum! Bu Türkler de fazla oluyorlar canım! Memleketi kendilerinin sanıyorlar! Mankafa mıdır nedir bunlar canım?! Bu kadar olmaz ki! Yeter ama artık yahu, yeter! Bırakın kardeşim, ben misk-ül anberli muahafız-üllüblübe-i nuriyet-ül cukcuka içinde Katar kutar ihale alıp gideceğim yahu! Siz birini seviyorsunuz diye ben de mi sevmek zorundayım canım? Aaaa yeter ama! Öğğ! Bak söylerken bile midem bulandı: “Türk”
Muaviye!
Söyle nur-u hil-i mahrukat-ül debdebem! Söyle Akda’m!
Beni hep sevicen mi?
Sevmem mi canım?
Ya başka kadın istersen?
Canım, başka bu başka… O hak…
Hakkının gözünü oymayayım Mauviye!
Olur mu hiç canım? Seni kanun zoruyla sevemem ya Akda’m! Öyle pis pis zındık hukukuyla olur mu hiç?
Ay gene poplitik yaptın Muaviye! Bari nişan yıldönümümüzde bana Gucci’den bir eşarp al! Bir de şu pis pis şeyler yazan adam hiç hoşuma gitmiyor…
Almam mı ? Hele şu televizyonu da kapatalım… Allah verdikçe veriyor nur-u gulleytenül marazm! Sen merak etme hacım emmimleri koruma kanunu çıkarırız inşallahül azimüşşan, hemen şettiririz.Hem o poplitik değil, politik olacak nur-ül şerbetim…
Bana bak!
….
Mukayeseler önemli tabii!
Tarkmayan, sark(oz)mayan şarkılarla sizinleyim, canım hububat-ül cemiyet-ül nuriyem!
Acısı Bol Olsun
Hayat devam ediyor, arkadaş. Tüm dünya üstüne geliyor, sen inadına yıkılmadın ayaktasın. On beşlik kızını 70lik dedeye veriyon, bir şekilde kimseye yaranamıyon evini ,işini yakıp yıkıyorlar, her kes tek eşinden veryansın ederken sen 2 karının dırdırını çekiyon, evde huzur yok, işte para yok, bağırıyon, çağırıyon ama yine de yaşıyon. Ali Rıza Bey Ali Rıza olalı böyle çile, böyle mezalim görmedi anam. Bu nasıl bir hayatdır? Devam ediyor, sen devam etmemesi için dua edecen her bölüm, her bölüm...
Bizim millet kebabı sever, acıyı sever, ağlamayı sever...Ama her gün yenmez ki kebap...Her gün, her öğün biber acısı da usandırır. Her gün ağlamaktan da sıkılır insan bir yerde. Yıkılmadım ayaktayım tripleri sinema filmlerinde çok hoşşşş. 1-2 saat ağlıyorsun, ohhhh içini döküp rahatlıyorsun. Ama dizi olunca iş değişiyor, her hafta, her hafta birbirile konuşmaktan aciz insanların duygusal felsefi monologları insanı depresyona itiyor vallahi...Acıyı seviyoz da, bu kadar değil.... Ne bileyim, bu dizilerdeki insanlar hiç mi mutlu olmaz ya? Seyirciye de yazık ama...Bir çeşit kebapçı tekniği sanırım, acısı bol olunca tadının farkına varamıyon etin...Aynı kural diziye yansımış galiba...Neyse, bunalıma girdiydim de sizlerle paylaşayım dedim. Hem reklamın iyisi, kötüsü de olmazımış...Dolayısıyla eleştirimiz bir çeşit reklam da oldu.
Adetteniş şarkı sunmak tatlı niyetine. Acılı kebabın üstüne şöööööle kaymaklı kadayıf iyi gider. Fakat şimdi kebap veya kadayıf üzerine şarkı yayınlasam yönetici aforoz eder beni...En iyisi acıklı bir şey yollayayım
size...
size...
31 Ocak 2012 Salı
Arpa Suyuna Şehriye
Melul bakışlarıyla bakan bir amca “Çeşitli kurumlarda çalışan 70 bin öğretmeni geri çağıracaklarını” söylemiş… Hacı emmi? Memlekete bunca yıldır neden öğretmensizlikten kıvranıyordu be yau? Deyiver, bakam bi’?
“ Aslında bu öğretmenleri biz kuluçkaya bıraktıydık, yumurtlayanlarını aldık, ötekileri kesime yolladık, bir kısmının sütünü sağdık, diğerlerinin derilerinden istifade etik… Öğretmenlik yan gelip yatma yeri değil! Yan gelip yatırırız, sonradan kaldırırız. Kadroyu meşgul etmesinler daha yeni sağımlıklar gelecek, arpalığı işgal etmemek lâzım! Hıoşşş1 Hocam, arkayı fulle! Yakın dur, yakın… Haşşöyle!”(Alıntı değil, dalıntıdır...)
Bir başka büyüğümüz: “Bugün Fransa konusuna girecek değilim, o konuya Fransızım!” demiş. Abi nasıl bedii bir cevap bu ya! Gözlerim doldu! “Konuya Fransız olmak!” Kim?... Gel de yarılma… Bu memlekette ensevilen yemeğin neden karnı yarık olduğunu şimdi, şu anda anlamış bulunmaktayım!
Hacı emmi! Sizin herhangi bir mevzuya Fransız’dan daha yakın olduğunuzu bu güne kadar görmedik ki zaten! Baş örtüsü muhtemelen Goyard veya Versace, çanta Yves St. Laurent, takım muhtemelen Pierré Carden… Fransız markalı dindarlıkla zaten pek de yurdum insanına benzemiyordunuz. O açıdan, biz alışığız zaten sizin Fransızlığınıza, merak etme sen. Strassbourg’taki yeğenleri öperiz. Muhtemelen Maraş’ta totoşuna tekmeyi yiyen akrabalar vardır, şindi vakıflarla falan geri de getirirsin sen onu…
Ay Ammar! Gene pis pis poliptik konuşuyo bu ya! Münafık mıdır nedir?
Poliptik değil de politik olacak herhalde?
Ay o kadarcık yanlışlığımız olsun de mi?
Boşver sen o fasıka, Rubeybe Allah’ın iznü Zişan-ı maişet-ül nur-u düldülesiyle susturacağız bunları…
Ay n’olur sustur Ammar, ben çok korkuyorum. Çok güzel bir ipek seccade buldum geçen gün Victoria’da antikacıda, yalnızca beş bin sterlin! İzdivacımızdan önce alırsın değil mi? N’olur, n’olur!
Tamam nur-u bülbülü m benim, almaz mıyım? Hele şu son ihaleyi de alalım, hacı babamın eliyle… Seccademizi serdiğimiz yerde, o güzel vatanımızda, o güzel leydilerin arasında nur popu gibi çocuklarımız olur inşallah!
Leydileri karıştırma istersen Ammar?
Ay çok pardon-u nurgürültül asabiyyye canım…
Zihniyet-ül hububat milletim benim! Fagaceae’den hallice karbonhidrat nationım benim! Tarkmayan, sark(oz)mayan şarkı dinleyin de kendiniz egelin, Fransız kalmayın!
Red Hot Chili Peppers abimlerden yolladılar, selam ettiler... Yersen!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

