http://www.1v1y.com

31 Aralık 2011 Cumartesi

Heppi NevYiır Nation!

Dükkkân daha yeni… Çok bir şeyimiz yok yani içinde. Açılış malı bile alamadan atladık  deryaya… “Derya ne?” mi? Hoppala! Ya hani çirkince bir kız vardı ya kendini,  “Yalan Rüzgârının” akıllısı sanan? İşte o! Şimdi çaktı köfteyi? Yok ya saçmalamayın! Bir de babalık davası yemeyelim, şimdi.

Derya başka şey oğlum! Senin anlayacağın, “deniz” gibi bir şey… Hani içine  “Ahohork, gohohork!” diye kahkoho atarak atladığın, böyle balina gibi suyunu foşurdatmazsan  şöhret olamayacağını sandığın, şu, rengi  boksuz sahillerde maviye çalan, tuzlu, büyük su birikintisi var ya… Tamam be oğlum, senin kahraman mezrandaki göletlerden az daha büyük.. Ahan da işte o!

Diyordum ya blog iki memlekette çok seviliyor diye…  Onlardan biri de Alamanya.  Almanya’dan sadık okurumuzu Hans Köninger, gecenin bir yarısı uyanıp karısı Helga Yenge’den çay istemiş, bunun üzerine yeng’anım “ Hans! Gözü kör olmayasaıca! Gecenin bir âlemi çay mı içilir, güzelim Münih biramız dururken… Bak Yurgen Enişte ne güzle iki fıçı yollamış köyden, onu niye içmiyorsun yahu?” demiş…
O da “Yahu ne yapayım? Türkiye’den manyağın biri komilik komilik şeyler yazıyor, çok gülüyorum, okuyunca pek güzle uyuyorum. Ayrıca cildimi de gençleştiriyor…”

Alman komiklerinin köküne kıran mı girdi herif? Ay bir  elin komiği kaldıydı eve taşımadığımız yani!”
Bunun üzerine  Hans Abi , bizim blogu yeng’anıma okumuş. Artık kaça okuttuğunu, o bilir. Yenge bakmış, bakmış, bakmış…  “Bu mudur?”  demiş. O da “Daha ne olsun?” demiş. Bunun üzerine mahalledeki biracılar arasında da  bizim reklamımız yapar olmuş. İnşaattan falan ne kadar arkadaşı  varsa  tükândan bahsetmiş. Olay bu!
Yoksa bizim Kreuzberg’teki Türk Pazarı’nda  parşömen, broşür, nohutlu pilav, kömür, bulgur, buzdolabı falan dağıttığımız yok!

Neyse ya.. Bu gün de bizim motorun istiap haddi tıkandı. “İstiap” deyince sevgili “hububat nation”, senin de  idrak kanallarının tıkandığının farkındayım da ne yapayım? Şimdilerde “Men dak duk, dön backine iyi look!” modası var ya..

Çok kültürlüyüz biz canım! Zaten komşum İngiliz,  bakkalım Fransız!  Her tükânda ayrı dil konuşuyoruz. Ellişer kelime neyimize yetmiyor? Sokağın başında  Belçika bölgesi var, oradan geçerken “Ya Vohl!” diyorum, oranın bekçisi Flamanmış, meğersem… İşte böyle benim sevgili kömürobur karbonifer  milletim! Çok seviyom ben sizi. Şimdi tarkmayan, bi şeyler dinleyelim bakalım.. Mı? Ne diyonuz?
Heppi christmas nation! Obbbaaa! Takkenin üstüne bir kırmızı külah, oldu sana kültürel çokulculuk be oğlum! Üzüm yiyip sarhoş olursun, sen nasıl olsa…


Kutluyoz beah!

-Yılbaşını nerde kutlayacaksın?
-Tabii ki Taksim'de , kopcazzzzz...
-Vayyyy, çok havalı!
Her kes Beyoğlu'na...Fortçular bizi bekler, sonra bakarsın habercilere yakalanırız, meşhur oluruz...
Suç tabii ki bizim değil, hırsızın da suçu var...Onlar için de 2800 polis görevlendirilmiş...Ohhhh bir kez "Polis, imdat" demeye bakar. Anında simitçi, ya da kokoreççi kılığında koşar yetişir. Belki kestaneci kılığında olan gelir imdadımıza... Şeyyy...Ya da ben bu konuyu bir daha düşüneyim...Kestane satanlara kestaneci mi denir?

30 Aralık 2011 Cuma

Kamçatka’da Derdim Yeşil Hıyarı

Rusya'dan sadık bir okurumuz yollamış, sağ olsun.

Blogu iki ülke severek izliyor, anlaşılan… Bunlardan biri Rusya, diğeri Almanya.
Mesele Rhen-Westfalia eyaletinden Herman Brunel, bizden bir türkü istemiş. Vladivostok’tan Yuri Medikov ise bir fıkra anlatmamızı istiyor. İstekleri kırmıyor ve hemen yayına alıyoruz…

“Sırada Muharrem Ertaş’tan “Avşar Beyleri” ve Hasan Pulur’dan “Carlo” var… “ diyorum, hipotalamik RAM çalışmanız anında arıza veriyor, biliyorum. Sıkılmayın canlarım, hemen  düzeltirim. Tarkan Bey’in kolay yenen, içilen mucizevi şarkılarından birini  armağan ettik miydi ooooh! Şinanay da yavrum şina şinanay! O bile eskidi beah! Yirmi üç yıllık şarkıdır!
Rusya’dan bakan abim harbiden Valdivostok’ta görevliymiş, meselâ… Kuzeyde soğuktan titrerken bloga bakıp bakıp gülüyormuş. “Gene ne yazmış bizim hergele?” diyerekten, meselâ…

“Mihail!”
“Ne var Yuri Abi?”
“N’ayyır len? “
“Plastomer jeneratörünün uranyum selektörü meme yapmış, onu düzeltiyordum, ne var ıdı da?”
“Gel lan bizim blogcu gene bir şeyler yazmış! Çok komik adam lan!”
“Yox ya? Gorüyon mu bak? Eyi bari, şunu düzletivırım, geliyom. Çay var mıydı?”
“Goyuyom, çabuk gel!”
“Nasıl ya? Ayıp oluyor abi!”
“Çayını diyom lan! Tez ol! “

Evvelki akşam birer sahte parfüm aldık. Tabii insan ne beklentilerle gidiyor parfümcüye… Maksat dağda, taşta mahsur kalırsak kötü kokmayalım. Ama abicim, yani p ne kokular? Cami önünde misk satan ağabeylerin kokuları bile daha doğal be yahu!

Şimdi parfüm ne, Vladivostok ne? Di  mi?
Misal.. Yuri Abi ( İş bu akit metninde bundan sonra taraflar “Blogcu” ve Yuri Abi” olarak anılacaktır. Akdin feshi, veya ihlali halinde yetkili, Kamçatka mahkemeleri olup sözleşme feshinin ispatlanması haline  ödenecek tazminata, bu tazmiantların ahze kabzine, delil-i miüşahhasın nakl-i müveccihine vs.. Kamçatka yedd-i emin ve icra müdürlükleri yetkilidir. Ne diyom ben ya?) ki kendisi sevdiğimiz bir deniz subayı ve votka içicisidir, diyelim bir yaz Londra’ya  gidiyor. 
Hanım, burada parfümler daha ucuz şerefsizim. Gümrük neyin yok ya?” diyor. Katyuşa Yenge’de ağzının ortasına bi tane çakaraktan “Terbiyeli ol ayı!” diyor. Yuri Abi parfümü alıyor, geliyor. Geliyor da   Yuri Abi parfümü pencerenin kenarında unutuyor.

Ondan sonraki günler parfümü “çubuk deodorant” olarak  kullanıyor. Hal böyle olunca bizim fakirhaneye girmeyince kafayı rahatlatamıyor.

Rusya deyince akla ilk ne gelir? Hayır "ayı" değil! Ondan burada da bolca var. Kafası  tarkmaktan tarka  tarka takran milletim  benim :) TATU geliyor şimdi.. :)


28 Aralık 2011 Çarşamba

Çay Ve Ossuruk Adası

Demli çay içince iki, üç şey oluyor, baştan söyleyeyim… Ondan sonra, demedi demeyin!
Bir, insanın acayip çişi gelir.
İkincisi acayip gazı olur!

Üçüncüsü pek fena kabız olur.

Burada “kabız” kelimesinin” “kabız” veya” K3abız “şkelinde yazıldığına dair rivayetler vardır. Mesele şu: “Kaabız”, “katil” gibi bir kelimedir. Yani, “kabızlık yapana”, “kabız” 59471999999970, denir. Cinayet işleyene “kaatil” dendiği gibi.58/266049 At8594352, “Bunlar ne be?” derseniz, onlar bizim oğlanın bloga katkıları.

Katkı yapmak!” diye bir deyim uydurdular.. “Yardım etmek” değil, “kolaylaştırmak” değil.. ne bu abi? Neyin katkısı? Gıda maddelerinde her katkı maddesine sövüyorsunuz abi, ne ayak?
“Sürece katkı yapmak..” yani? Hangi süreç abi bu? “Süreç”, kötüye gidişse, ne yapacağız bey abicim? Hiç düşündün mü?
Ay gene politik kokuyor burasııı! Iğğğ! Haytta sevmem! Ne dediydik? Evet demli çay çok fena osuruk yapar. “Ossuruğun” iki “s” ile yazılması taraftarıyım, şahsen. Hem yeterine abartabilmek açısından hemi de hoşuma gittiğinden. Ayrıca ossuruk fevkalâde rahatlatıcıdır. Bana kalırsa insanlar rahatça osurabilseler sigara bağımlılığından kurtulurlar.

 Bir de meselâ yanlarında osuruk depolama tanklı olsa… Gerçi tankı nereye, nasıl takacağımız ciddi sorun olurdu ama.. Artık o da o kadar önemli değil…Şöyle bolundan, “Hatları belli etmeyen güzel bir kıyafet”, inceden edepli bir bıyık, varsa iyisinden bir takke falan olduktan sonra, değil osuruğumuzu, bokumuzu bile feda ederiz beah!

Neye mi yarayacak? Yahu bir kere, illâ birilerinin işine yarar! Kömür alamayana, eşarp alamayana, pardösü alamayana, takke alamayana nasıl yardım ediyorsak doğalgaz alamayana da en doğalından gaz vermiş oluruz.
Garanti, cennet adisyonunda görünür, Allah, borcunu unutacak değil ya? Şöyle edilen hizmetin metreküp birim fiyatıyla karşılığı herhalde iyi olur? Hele TÜFE’ye bağlı şekilde  badem ağabeyli belediyelerin birim fiyatları üzerinden, oy oy yo! Yeme de yanında yat! Hatta yiyerek de yanında yatabilirsin, çünkü muhtemelen adam başı üç yüz elli huri felan eder…
Ossuruğun faydaları bununla kalmaz. Ama onu da başka yazıya bırakalım. Öyle her nasihati, bir çırpıda edersek bizde ne kalır?
123
3
0+55555555555555874188888888888888888888 Yalnız bu son katkıları okuyup da şifre falan zannedecek hergeleye nasihatim, önce ossur, sonra bak… Kasma ki bir tarafındaki komplo bezleri şişmesin… Tarkmayan, sarkmayan bir şeyler dinlemeyeli uzun zaman oldu di mi? Dinleyin bakalım hububat bağımlısı hipotalamik milletim benim!
Not: Sonradan fark ettim bu ikinci ossuruk yazısı olmuş ama bu konu önemli! Hayatî!








21 Aralık 2011 Çarşamba

Gecenin Üç Âlemi!

Gecenin bir âlemi...
Güne bakış yapalım, dedim. Sherlock Holmes'ün ikinci filmine gittik. Güzel bir film seyrettik. Salon epey doluydu.
Gazoz içmedik, üstümüzde son moda kıyafetlerimizle  magazin dünyasına cumburlop atladık.

Dönüşte "Raise Of nations"  oynandı. Allah'tan zafer kazandık.
Hava yağmurluydu.

Bu gece kırık bir kafam yok.. Yazmasam mı ne? Yalnzıca şunu söylemek istiyorum: Benim bodik midir, gotik midir nedir o köfteyle hiç bir arkadaşlığım yok! Kendisiyle bir kere görüştük ama şartlarda anlaşamadık. Bunun dışındaki görüşlere itibar etmeyiniz!

Yılların et döneriyle aramızda gelişmiş köklü komşuluk ilişkilerimizi yıpratmaya yönelik hiç bir hareket cevapsız kalmayacaktır! Döner  toplumunun haklı demokrasi ve  dozerlik mücadelesinde yanında, yanı başında ve hatta ortasındayız!

Alışveriş merkezlerinde herhalde en çok kazananlar lokantacılar. Lokantacı denince akla kurucu, pilavcı şeker amcalar gelirdi. Şimdilerde o da  rafine ve endüstriyel bir hal aldı. Bir köftenin, hele dönerin üretiminin montaj bandında yapılmasına hayret ediyoruz! Hemen mikrofonlarımızı yetkili bakana çeviriyoruz.

" Efendim devletin döner üretimindeki düzensizlikleri önlemesi konusunda ne düşünüyorsunuz?"
"Herkes kafasına göre döner yapabilir mi?  Bu memlekette döneri döndüren bizi! Bizden  öne döner de yoktu, möner de! Kıymalıyı bizim partimizin icat ettiğini zaten daha önce söylemiştim, değil mi?
"Söylemiştiniz efendim."
"İyi! Döner üretimine standart getireceğiz! Döner üretmek isteyenler önce bizim cukkoşka gruplarından et alacak, sonra "Helal Adanalı Celal!" belgesi alıp ondan sonra   bizim emrettiğimiz miktarlarda eşit üretim yapacak!"


Iğğğ! Ulan ne ciddi olduk be! Leş gibi de politik koktu blog iyi mi? Bu ciddiyet benim okurlarımı bozar. Hayır ya! Asıl okumayanlarımı bozar. Ulan zaten okumayanların haberi yok ki? Okuyanlar da gereksiz polikomikliklerle saplanmasın bari!
Neyse bu gece de uykum geldi! İnanılmaz ama gerçek! Bu gece size şarkı markı yok! zaten dinlemiyorsunuz, doğru dürüst! Arada geçerken bir yorum atmaz mı insan beah!

Küstüm işte! Öyle bir şarkı vardı değil mi yahu?

19 Aralık 2011 Pazartesi

Kıymalı Pidenin Esrarı

Kıymalı pide söylemek lazım ki  tasavvufla yakınlaşalım. Herkes iyi bilir ki kıymalı pide kültürünün temeli Hz. Mevlâna’ya dayanır.
Nerede bir kıymalı görsen orada bir semazen dönüyor olacak! Ayranı da yanında!

Aslında kıymalı pide bizim devrimizin icadıdır! Onu halkla barıştıran biziz! Bizden önce kıymalı pideler sema etmezdi! Kıymalı pidelere bizden önce  edilen eziyetler çoktu!
Semâyı dört harfli bir kadın adı olmaktan çıkardık! Mevlâna’ya dönmeyi biz öğrettik ama öğrenemedi bir türlü!
Aslında  Mevlâna’ya da gıcığız ya neyse… Ne o öyle beyaz etekli şeylerle dönmek mönmek? Karı mısınız siz kardeşim?
Aslında Mevlâna’ya pideyi de biz öğrettik. Katsayıyı kaldırdık, böylece herkesin, her kesimin kıymalı pide yemesini sağladık!
Kıyma da bizim icadımızdır! Fırını da biz bulduk! Bizden önce fırın mırın yoktu!

Bazen insanın içi geçer ya… Hani bir kır düğününde gelini kaçırmak istersin. Hani gelinin akrabaları değil ama damadın akrabaları, molozdan hallice adamlardır.
Hani bazen metroda uykun gelir, uyuyamazsın. Hayalden hayale savrulur,  durulamazsın… İşte Neclâ ben seni öyle seviyorum! Ben sevdim mi malak gibi severim!

Hatta bazen metrolarda böyle kırk yıllık metro binicisi gibi oturanlar olur! “Ne de olsa Angellıyık biz!” Metroya binmek bir zanaattir! Elinde bedava belediye bülteni olacak! O yoksa mutlaka “fotomaç”, “otokaç” gibi abizuttin bir mürekkep yalabığı olacak. Belediye bülteninin en mühim hususiyeti, beleş olması. Ama nasıl mühim bir edayla okunduğuna inanamazsınız! “Vay be! Kale  turistik bir merkez olacakmış! Gördün mü Hayrettin?!” Aslında eskiden Ankara’da kale de yoktu! O da belediyenin icadı! İnanmazsan taksiciye sor!

Mümkünse fazla kafa yoracak, hele bademoğulları familyasını rahatsız edecek cinsten  kitap falan taşıma!  Elimde Eco Emmi’nin son kitabı vardı:  “Prag Mezarlığı”, mutlaka okumuşsunuzdur, ben hep sona kalırım; Allahım, nasıl rahatsız ettim cemcemi! Öyle ya! Karacaahmet falan dururken Prag Kabristanı ne oluyor? “Gâvur musun muhterem sen?” Derhal o mübarek nazarlarıyla seni mimlerler!
Sen daha ne olduğunu anlamadan Cennet kapısındaki adisyonun hazırlanmıştır!

Kaktüslerimizi sorarsanız, iyiler, ellerinizden öperler. Bizim iki numara, sulaya sulaya boğmazsa yaşayacaklar…
Kıyamadım kıymalıya otuzdan
Sinemada yer bulmuşum dokuzdan! Hobaaa! Lililili tıy tıy tıy tıy! Vıy vıy vıy vıy! Öhöhörk!

Tarkmayan, sarkmayan bie şeyler  dinle de kalp damar sistemin korunsun!


18 Aralık 2011 Pazar

Raydan Sıkanlar

Bizim kız Don Kişot’u oynadı okulda. Ona bir zırh yaptık. Şöyle alüminyum kaplamalı falan güzel bi şey oldu.
Sıra geldi kılıca. Kılıçsız şövalye görülmüş mü? Kılıçsız şövalye, yüzgeçsiz balığa benzer.  Teşbihte hata olmazmış  nasıl olsa…

Aslında evde kılıçtan bol bir şey yok ama o sırada anca kendinden ışıklı, ses efektli falan bir kılıç bulduk. Kılıcın kabza siperliği falan süper. Obi Van görse imrenir, o derece!

Ama hani, madem  öyle yekpare bir zırh yaptın bari uygun bir kılıç bul, değil mi?
Ama nasıl olsa istediğimiz kılıcı, istediğimiz kılıççıdan babamızın hayrına artık alabiliyoruz. Don Terraboite emir buyurdular: “Bundan sonra şövalyeleri de  sigorta kapsamına alacak ve kılıç yaralanmalarına karşı onlara ücretsiz tedavi sağlayacağız!” dedi.

Aklıma ne geldi?
Havalar malum soğuk. Ayakları yıkamak zor. O halde? Ben diyorum ki Gucci’ye   sipariş versek: Takunya desenli, timsah derisi mesh yapsa? Hatta üzerine de ayak deseni işlese? Nasıl olsa Mısır Çarşısın’da derhal çakması çıkar, böylece kömür ve hububat  muhtacı canım halkım da faidelenir, diyorum yane…

Bunun kılıçla ne ilgisi var? Şöyle ki: Bir gün olur da Şövalye Çarşısın’a yolunuz düşerse orada Pabliocci  Karbonatti don Kopogliotti adlı bir antikacı var ona uğrar benden selam söyler, çayını içersiniz.
Bugün rayında değilim ben ya! Sağıma soluma hızlı ray çakın da kendime geleyim abe kızanlar