Şimdi ne yazacağım ben yahu? Twitter çıktı mertlik bozuldu. Hayır zaten mertlik epey bi sulandırıldıydı.
Yazıyı kısalta kısalta artık hiyeroglif çağına geri döneceğiz, inşallah! Zaten konuşmayı unuttuk. Memlekette herkes illa bir araba sahibi olmalıymış gibi kredi kartına on bin milyon zerre araba satılacak hale geldik.
Şoförler arasında öyle bir işaret dili gelişmiş ki artık Türkçe'ye falan da gerek kalmamış vaziyette. Zaten Türkçe ne ta? Öyle bir dil mi varmış?
Bugün gene ciddiyet üstündeyim. Çok sıkıcı oldum ben kayın seyirciler! Hekzaplazmotik bir retikulum haline gelmek üzereyim! Sağlıcakla ucubettül muhteremler!
22 Şubat 2013 Cuma
21 Şubat 2013 Perşembe
Telefonun Şırası
Zilliyetçiliğin
her markası ayakkabımın altında… Zilliyetçilik diyorum! Yani zillerin
çıngıraklı olup olmadıkları gibi konular benim için çok önemli.
Çünkü
zillerin kanarya kıçından mı yoksa i phone çıngırağından mı yapıldığı
noktasında, asla çam dalından zöt cebinde
bıngırdayan fışkırtıcaların gayretleri içinde olanların sıçında
olmayacağız!
Ağzımız
bozuldu, sayın keyifçiler! Ağzımızın fabrika ayarlarını kaybettik hükümsüzdür.
Sakal
boyumu her gün cetvel-i mukaddes ile ölçüyorum. İcazet-i nuraniyenin göstergeleri genellikle yeşil kalıyor.
Dolayısıyla
bizden önce toplumun değerlerine yabancı, zakoben, takoben ve naçocu bir takım
Meksikalı çapulcu lahikası suretinden sürünen tertibat içinde olanların
bütün çabaları artık bitmiştir.
Çok
ciddiyim bugün gene tiksinç derecede… Mide bulandırıcı bir didaktizm içindeyim.
Bunun sebebi de vazgeçemediğim bir dikkatizm içindeyim. Hep
bir şeyin içinde olan hıyaroğullarının dökermatiklerini şıkırdatasım geliyor.
-
Ya
Ammar!
-
Söyle Rubeyba’m!
-
Ay
ben gene çok caizim geldi.
-
Nasıl canım? Naneli mi vişneli
mi?
-
Ay
ne biliiim Ammar, neli gelsin anlamadım…
-
Forsaleye bakalım orada yazıyor
mu?
-
Ay
Ammar böyle İngilizce konuştuğunda içim bir tuhaf oluyor… İçimde
bıgrcıklı şualar şeyoluyor…
-
Ah ben ne zaman içini göreceğim
Rubeyba’m?
-
Sus!
Edepsiz! Hihihi! Babam önce nihaleyi alsın da hele bir…
-
Alsın Rubeyba’m… Peder-i
muhtereminin nihalesine kurban olurum ben!
Tarkmayan, sarkmayan şarkılala sizinleyiz hacıannem!
Tarkmayan, sarkmayan şarkılala sizinleyiz hacıannem!
12 Şubat 2013 Salı
Overlokçunun Aşkı
Hayatımda gördüğüm sen çekici halı reklâmıydı, gözlerim kamaştı, dişlerim kamaştı,kirpiklerim yamaştı.
“Yamaşmak”ne, değil mi şimdi? Böyle reklâma böyle ayranlık abi! Nasıl bir kaymaklı gıdı ve ispermeçet külliyatıdır o ya! Hangi literatür kazsın senin karasörünü, bi’ de bakayım bana? Nedir o Broadwayadımları, tüylü kızlar, merdivenden inişler, salınmalar falan ya?
Reklâmın cingılı, cingıl cingıldı ya… İçiniz cingıldar, o kadar yani! Şimdilerde cincıllarda bir muhafazakârlık modası var… İçten içe bir nilahi derinliği, bir sürahi necefliliği, birzürrem ataleti, bir EMINEM gerdankârlığı bir “fifthy cents” çılgın şekvalığıfalan! Allah Allah illallah!
Sanırsın meydan muharebesine giriyoruz!
Biro… “O” ne ya? Bir de şey var pırlanta reklâmı… Canım bayır güllerimin, pembiş pembiş gülüp de şirin şirin güldükleri o canım reklâm… Bizi cıvartmayı seviyorlarmış da bilmem neymiş de… Yabir yürü git abicim işine ya! KDV yok bedevin yok, ayın yok, yıldızın yok, sen neyin şamadırasısın ya? Arada bir iki votka vur yüksek koktanlı… Somunların falan gevşesin ya! Çok mu para verdim sen o reklâma?
Netekimbiz şakaya gelir bir külkedisi değiliz! Bizi kimse şamar oğlanı yapmak gibihayallerin içine girmek çabası içinde olmak teşebbüsünde bulunmanın içindeolmak içinde olmasın!
Vurpiyaza abiciğim, işin ne? Şimdilerde süper naneli sakızlar da var nasılsa…
- AyAmmar!
- EfendimRubeyba’m?
- Aygene polipiptik mi yaptı bu?
- Yokcanım… Nereden çıkardın?
- Nebileyim gene ciddi ciddi şeyler söyledi tüylerimi diken diken etti.
- Senintüylerin hiç diken diken olur mu aşk-ı sümbül-ü zül zül-ü güpt-ü züleybam?
- AyAmmar gene içimi bir hoş ettin! Çok yaramazsın sen, çok!
- Rubeyba’m!Hele peder-i muhteremin bana bir ihale kırıntısı versin, sen o zaman gör!
- Kükreya Ammar! Seninle katar kutar balayınagideceğiz!
- GidelimRubeyba’m, gidelim!
Tarkmayan,sarkmayan şarkılarımızdan biriyle daha buradayız ciciş annem! İyi dinler kulaklarınınpası gitsin. Yok paslarını okuttuysan mastır yapsınlar. Okey mi? Öptüm!
3 Şubat 2013 Pazar
Cübülcü Leblebisi Manifestosu
Bilmemne Hatun termal
tesislerinde , tapu sahibi olmak ister misiniz? Ben isterim yahu. İçinde
hünkârbeğendi falan pişecekse eyvallah yane! Hünkârın zaten adının sonunda
hatun eklentisi olmayan yazılımları onayladığını şahsen sanmıyorum ama…
Konuyla ilgilenen akademisyenleri göreve
çağırıyorum, şimdiye kadar kesmik tarihle bizleri bölen cabul cübülükçülükler
artık bitmiştir.
Cabul cübülçülük nedir diye sorar
iseniz bendeniz de bilmiyorum. Amma velâkin kapıcı Rüstem Bey ile Nur
Sultan Hatun arasındaki
gayrı menkul akdine binaen
manşetlediğimiz gömlek kollarında…
Yoruldum yahu…
Şahsen gö.lek kollarını nefrete
sürüklemek gayreti içinde olanların tuzaklarına düşmeyeceğimizi açıkça
söylüyorum. Bu löppek, bu tür oyunlara asla gelmeyecek , okeyde dördüncüye her
zaman yer verecek, beygirlerin fotofinişle seçilmesine asla izin vermeyecektir!
Şimdilerde memlekette bir hatun,
efendi uydurma modası başladı. Kardeşim ne çok haremzade varmış memlekette?
Döne döne saltanata döndük iyi mi? Saltanat da bir tür sütlü tatlı aslında…
Dahiliye dönemi onikiparmak viyadükünde
bir safra sızıntısı gibi hayatım abi. Ben bu muyum? Biliyorum param yok ama en
azından onörüm var!
Seçkinliğimin tersi çok pistir
benim.
-
Ay Ammarcığım ne zamandır yoktuk pek özledim
kendimizi…
-
Rubeybam! Ben de özledim bizi…
-
Ay Ammar, bu gene polipiptik mi yapıyor?
-
Aman boşver Rubeyba’m! Ananasını da alır, gider…
-
Gider di mi Ammarcığım?
-
Gider, gider, açık söylüyorum, gider…
-
Ay ayağımıza dolanıyor kudretler macunu Ammar…
-
Ama Rubeyba’m… Kudretler macunu olmayınca şey
olmuyor, biliyorsun…
-
Ay utandırıyorsun beni Ammar…
-
Utanma canım…
-
Ay ne güzel “canım” diyorsun Ammar!...
-
Demem mi güllaç-ı mahremim?
-
Ay Ammar! Efendi babamın hocakefendi ile
zulzulasından dağıttığı zihalelerinin o
mübarek kokularını alıyor musun?
-
Almam mı Rubeyba’m?
-
Ay Ammar, çok güzel “Rubeyba’m” diyorsun… Ay
içim gül suyu gibi baygınlaştı…
-
Gel kollarıma Rubeyba’m ben seni ayıltırım.
-
Çok ateşlisin Ammar’ım…
-
Ah bir de şu itfaiye alımlarını ayarlasak…
-
Ayarlarız Ammar’ım, nerak etme, ayarlarız…
-
Ayarlarız değil mi Rubeyba’m, ayarlarız, değil
mi?
Tarkmayan sarkmayan şarkılarımızla gene buradayız biciannem... Hadi dinle de güzel güzel uyu...
2 Şubat 2013 Cumartesi
Tişörtün Güzel Olmuş
Kafam bir milyon abiler…
Eski parayla bir milyoncudan bir
kafa buldum ama onunla ilgisi yok. Yani aslında benim kafanın çok fazla gideri
yok. İki omuz arasında hatırı sayılır bir anatomik çıkıntı yapıyor ama o kadar
yani…
Az evvel bir teknomarketten HDMI
kablosu aldım. Adı bile muazzam abi! İnsan poşetinde bir HDMI kablosuyla
yürürken kendini oramiral gibi hissediyor. Şöyle “Dünyanın bütün navigasyon
cihazları birleşin annem!” diye
bağırasım gelmediyse ne olayım. OSTİM’den kaptırmış geliyor baktım Keçiören
dolmuşu…
Bir kablo insanın hayatını nasıl
etkiler bey abiciğim? Ha söylemeyi
unuttum: Sonra çok ucuza tasarruf ampulü buldum. Ampulü bulmak mesele değildi,
demeyeceğim, bana ampulü gösterecek bir görevlinin kendiliğinden çıkıp gelmesi inanılmaz bir hobbit hikâyesi
gibiydi. Nasıl gözlerim doldu, anlatamam… Sümüğüm akasıydı o derece yani… Ama o üzüntü verici sürecin içinde olmanın derin
süzüntüsüyle millete müracaat ederek
yakama yapışmış sülükleri bir bir temizledim.
Ve fakat, “acziyetmin” cevizli
bağından domates almak fırsatçılığı
içinde olan bazı art niyetliler
corkenezik fittiroterapi simülasyon programına hack yapmışlar. Ben “Abi
heyecan yapmayın!” dedim ama dinleyen
kim?
Bunlar da hep arzu etmediğimiz bir neticeye vesile oldu.
Kabız oldum. “Türkiye Vesilelerini
Koruma ve Hafizelerle Dayanışma Derneği”
gibi sivilce koptum
görgütleri konuya protestan
yaklaştı. Ben amish kardeşlerimizle mormon biradelere konuyu ilettim. “Abi konu bizimle ilgili değil, sen elektronikçiler çarşısına
gideceksin, Rüzgârlı’ya” dediler. Yani ben niye “vesile” demişim de “Melahat” dememişim? Çok yamlış anlaşıldım, çok! Ağlaya
ağlaya geberdim.
Halbusam bütün isteğim halkımızla
kabak tatlısı yiyerek domokratik bir dolma pişirebişmekti. Dolayısıyla artık ben diyorum ki televizyonlarımızda “vesile”
kelimesini kullanarak memleketin
vesilelerine ayrımcılık yapmak devri artık bitmiştir. Bundan sonra artık
hiç kimse hiçbir şeye vesile
olmayacaktır! Çok şükür, hamd olsun artık
teğet şöyle bir dokunup geçmiştir bize… Alışkanlık yapmasın, yani
dokundurup dokundurup şettirirse şey olur…
Ben kabızlığı gidermek için HDMI kablosunu
kulağıma takayım bir dedim, meğer tamamen yanlış bir egzistansiyalist sürümmüş
benimkisi…
Hazırlanalım anca gideriz hacı
abi… Oturacak yer kalmıyor arka beşlide. Hayır büyük beden pantol aldım… Bizim
minderler büyüyecek nasılsa.. Bir de paçamız şöyle yelken gibi şişer, küfür
küfür ohhh eser…
31 Ocak 2013 Perşembe
Ben Neredeyim Mualla?
Şimdi…
Benim bu programdan şikâyetçiyim
abi… İçinde “yazdır” diye bir seçenek var.
Basıyorum, basıyortum hiçbir şey olduğu yok.
Abi kimseye yazdıramayacaksak bu
yazıları “yazdır” demenin ne anlamı var yahu? Halbusam bir tıkla şöyle cillop kıvamında bir blog yazısı çıkartsak
fena mı olur? Parasıyla değil mi kardeşim?
Ben diyorum ki sayın
vekillerimize konuyu iletelim, örgötlü gücümüzü kullanarak yazılmış blog yazısı temin edilmesi için diretelim!
Bakarsınız seçimlerde kapımıza bir çuval blog yazısı bırakılır.
Ondan geçtim… Valla ya… Soluma
sağıma baktım… Öyle yani yoksa başka
türlü değil yani… Kavşakta manyak sollama yapmanın manası yok… Manyağı sollarsanız
sorun yok… Belki de asıl sorun budur
Mutbua… Sen öyle diyorsan öyledir
muhterem…
Geçen gün karot falına baktırdım,
netice: 105682489 ama 10 üzerinden. Bende yükseklik korkusu var o bakımdan.
Küsurat mühim değil. Hayat para üstünü bağışlayabildiğiniz sürece Ercüment… Türkiye Ercümentler Federasyonu’ndan
dayak yemeyek şimdi abi…
Bir mesajın peşinden gidip de
bula bula partakal kabuğu bulmuş gibi oluyor musunuz siz de sevgili okurlarım?
Canlarım benim? Partal partal bakıp da otobüs durağına… Arabalarında tek
başlarına giden adamların aslında basbayağı yalnız olduklarını, şöyle kallavi
bir öfke ve şizoid köfte arası ekmek viskozitesinde akıp gittiklerini hiç
düşündünüz mü?
Ve neden bu kadar ciddileştiğimi…
Bilim adamlarını göreve
çağırıyorum ben ya… Kardeşim ne diye
böyle yazdınız beni ya? Ne güzel
yer gök muz bir memlekette yaşayıp gidiyordum ben ya… Burnuma falan da
muz tıkıp gülüp eğleniyordum. Sonra oy verince neden maymunlar cehennemine
düştük diye zayıflanıyorsunuz.
Diyet ekmeği, niyet ekmeği artık hangisini kabul ederseniz. Bak daha bir tane Katagonyaca
bilen piyangocumuz yok, yazık değil mi bu zillete?
300 kelime sınırına yaklaştık
sayın yolcular! Şimdi kemerlerinizi bağlayıp koltuğunuzu dikleştirip sırtınızı
kamburlaştırıp ossurun… Görptlek akış
kokusundan seperatif bulgurlara baktığımızda
artık zürk olmadığımız için çok
tükrediyorum.
Beyninin kıvrımlarına bulgur
kaçmış zoplitik kardeşlerim benim…
Neopolitik çağda ulaşıp ulaşabildiğin tek evrim halkası, halkalı şekerle
uyuşturulmak. Sen şimdi çok rahatsız oldun de mi?
Tarkmayan, sarkmayan şarkılarımızla gene buradayız ciciannem! Apandiste, faranjite bire bir, plebisite ikiye iki, Yakacık'a son üç kişi...
MFÖ abilerden gelsin mi?
30 Ocak 2013 Çarşamba
Gizemli İstatistikler Banliyösü
İstatistiklere bu hafta da
baktım, Rusya Federasyonu’nda Türkiye’nin
dört katı izleniyor bloğumuz, biliyor muydunuz?
“Rusyalı mısın kadifeli gelin
çaydan mı geçtin?” demeyeyim de ne diyeyim? Yahu madem bu kadar seviyorsunuz
reklâm neyin verin de yolumuzu bulalım, değil mi?
Meğersem Rus küstahbaratı okuyup
okuyup sövüyormuş bize! “Ulan memleketlerini
Denyograd yapana kadar imanımız gevredi,
bir milyon Ave maria ile ancak ahireti kurtardık bu herif de milleti uyandırmaya çalışıyor!”
diyorlarmış. Ahan da zıpçıktı merak: FSB’nin şapeli falan var mıdır acaba?
Ben öğle ayinine gidiyom Feodor idare ediver…
Abdest aldın mı lan?
Abdest ne lan?
Doğru ya lan, biz Müslüman değildik…
Bizim şef de geliyor mu lan öğlen ayinine
biliyon mu?
Valla ben geçen aynı saftaydım, selamlaştık…
Süpermiş len darısı başımıza!
Ha! Yahu geçen Hz. Putin
büyüğümüz “ Çehov’un da dediği gibi
şöminenin üstündeki tüfek mutlaka
patlar!” dedi, bizim büyükler öyle
baktı, kaldı, “Ne diyor bu herif yahu? Çehov kim lan?” falan gibisinden bir
nohut oda zokuruk battal krizine girdiler. Ağır geldi adamın dediği. Sen ne
diye karıştırıyorsun Çehov’u falan?
Biz Müslüman milletiz, öyle
gâvurun zillerini okur muyuz beah? Sonra şömine neydi lan? Şöbiyetin bir çeşidiydi zaar? Tövbe tövbe yahu! Tüfek müfek dedi
herif, tehdit mi etti la bizi… “Ananı da al git!”in Rusçası neydi lan?”
Allah’tan misafir olduklarını
unutmadılar da ortalık kan gölüne dönmedi.
El ele tutuşup hep beraber
geğirelim? Gözlerim yeşerdi sayın seyirciler. Olayı gören valiler derhal ferman
çıkarıyormuş : “ Çehov denen zibidinin
kitaplarını toplayın hemen… Neden haber
vermiyorsunuz oğlum bunları? Şimdi başbakanın falan geçtiği yoldaki kitapçıların
vitrininde falan maazallah görünse… Hep biz mi düşünelim bunları? Her şeyi
devletten beklemeyin hemşerim! Beklemeyin
yahu! Ticani bekleme yapma sen! “ Yok be oğlum ne tüfek patlaması, zokuruğum o
benim! Korktun mu lan? Ehü ehü ehü!
Tarkmayan sarkmayan şarkıların kanalı! Kanal ne ya? Blog bu blog!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


