http://www.1v1y.com

12 Şubat 2013 Salı

Overlokçunun Aşkı


Hayatımda gördüğüm sen çekici halı reklâmıydı, gözlerim kamaştı, dişlerim kamaştı,kirpiklerim yamaştı.

“Yamaşmak”ne, değil mi şimdi? Böyle reklâma böyle ayranlık abi! Nasıl bir kaymaklı gıdı ve ispermeçet külliyatıdır  o ya! Hangi literatür kazsın senin karasörünü, bi’ de bakayım bana? Nedir o Broadwayadımları, tüylü kızlar, merdivenden inişler, salınmalar falan ya?

Reklâmın cingılı, cingıl cingıldı ya… İçiniz cingıldar, o kadar yani!  Şimdilerde cincıllarda bir muhafazakârlık modası var…  İçten içe bir  nilahi derinliği, bir sürahi necefliliği, birzürrem ataleti, bir EMINEM gerdankârlığı bir “fifthy cents” çılgın şekvalığıfalan! Allah Allah illallah!

Sanırsın  meydan muharebesine giriyoruz! 

Biro… “O” ne ya? Bir de şey var pırlanta reklâmı… Canım bayır güllerimin, pembiş pembiş gülüp de şirin şirin güldükleri o canım reklâm… Bizi cıvartmayı seviyorlarmış da bilmem neymiş de…  Yabir yürü git abicim işine ya! KDV yok bedevin yok, ayın yok, yıldızın yok, sen neyin şamadırasısın ya? Arada bir iki votka vur yüksek koktanlı… Somunların falan gevşesin ya! Çok mu para verdim sen o reklâma?

Netekimbiz şakaya gelir bir külkedisi değiliz! Bizi kimse şamar oğlanı yapmak gibihayallerin içine girmek çabası içinde olmak teşebbüsünde bulunmanın içindeolmak içinde olmasın!

Vurpiyaza abiciğim, işin ne? Şimdilerde süper naneli sakızlar da var nasılsa…
-         AyAmmar!
-         EfendimRubeyba’m?

-         Aygene polipiptik mi yaptı bu?
-         Yokcanım… Nereden çıkardın?

-         Nebileyim gene ciddi ciddi şeyler söyledi tüylerimi diken diken etti.
-         Senintüylerin hiç diken diken olur mu aşk-ı sümbül-ü zül zül-ü güpt-ü züleybam?

-         AyAmmar gene içimi bir hoş ettin! Çok yaramazsın sen, çok!
-         Rubeyba’m!Hele peder-i muhteremin bana bir ihale kırıntısı versin, sen o zaman gör!

-         Kükreya Ammar! Seninle  katar kutar balayınagideceğiz!
-         GidelimRubeyba’m, gidelim!

Tarkmayan,sarkmayan şarkılarımızdan biriyle daha buradayız ciciş annem! İyi dinler kulaklarınınpası gitsin. Yok paslarını okuttuysan mastır yapsınlar. Okey mi? Öptüm!




3 Şubat 2013 Pazar

Cübülcü Leblebisi Manifestosu


Bilmemne Hatun termal tesislerinde , tapu sahibi olmak ister misiniz? Ben isterim yahu. İçinde hünkârbeğendi falan pişecekse eyvallah yane! Hünkârın zaten adının sonunda hatun eklentisi olmayan yazılımları onayladığını şahsen sanmıyorum ama…  

Konuyla ilgilenen akademisyenleri göreve çağırıyorum, şimdiye kadar kesmik tarihle bizleri bölen cabul cübülükçülükler artık  bitmiştir.

Cabul cübülçülük nedir diye sorar iseniz bendeniz de bilmiyorum. Amma velâkin kapıcı Rüstem Bey ile Nur Sultan  Hatun   arasındaki  gayrı menkul akdine binaen  manşetlediğimiz  gömlek kollarında… Yoruldum yahu…

Şahsen gö.lek kollarını nefrete sürüklemek gayreti içinde olanların tuzaklarına düşmeyeceğimizi açıkça söylüyorum. Bu löppek, bu tür oyunlara asla gelmeyecek , okeyde dördüncüye her zaman yer verecek, beygirlerin fotofinişle seçilmesine asla izin vermeyecektir!

Şimdilerde memlekette bir hatun, efendi uydurma modası başladı. Kardeşim ne çok haremzade varmış memlekette? Döne döne saltanata döndük iyi mi?  Saltanat da bir tür sütlü tatlı aslında… Dahiliye dönemi onikiparmak  viyadükünde bir safra sızıntısı gibi hayatım abi. Ben bu muyum? Biliyorum param yok ama en azından onörüm var!
Seçkinliğimin tersi çok pistir benim.

-          Ay Ammarcığım ne zamandır yoktuk pek özledim kendimizi…
-          Rubeybam! Ben de özledim bizi…

-          Ay Ammar, bu gene polipiptik mi yapıyor?
-          Aman boşver Rubeyba’m! Ananasını da alır, gider…

-          Gider di mi Ammarcığım?
-          Gider, gider, açık söylüyorum, gider…

-          Ay ayağımıza dolanıyor kudretler macunu Ammar…
-          Ama Rubeyba’m… Kudretler macunu olmayınca şey olmuyor, biliyorsun…

-          Ay utandırıyorsun beni Ammar…
-          Utanma canım…

-          Ay ne güzel “canım” diyorsun Ammar!...
-          Demem mi güllaç-ı  mahremim?

-          Ay Ammar! Efendi babamın hocakefendi ile zulzulasından  dağıttığı zihalelerinin o mübarek kokularını alıyor musun?
-          Almam mı Rubeyba’m?

-          Ay Ammar, çok güzel “Rubeyba’m” diyorsun… Ay içim gül suyu gibi baygınlaştı…
-          Gel kollarıma Rubeyba’m ben seni ayıltırım.

-          Çok ateşlisin Ammar’ım…
-          Ah bir de şu itfaiye alımlarını ayarlasak…

-          Ayarlarız Ammar’ım, nerak etme, ayarlarız…
-          Ayarlarız değil mi Rubeyba’m, ayarlarız, değil mi?
Tarkmayan sarkmayan şarkılarımızla gene buradayız biciannem... Hadi dinle de güzel güzel uyu...

2 Şubat 2013 Cumartesi

Tişörtün Güzel Olmuş


Kafam bir milyon abiler…
Eski parayla bir milyoncudan bir kafa buldum ama onunla ilgisi yok. Yani aslında benim kafanın çok fazla gideri yok. İki omuz arasında hatırı sayılır bir anatomik çıkıntı yapıyor ama o kadar yani…

Az evvel bir teknomarketten HDMI kablosu aldım. Adı bile muazzam abi! İnsan poşetinde bir HDMI kablosuyla yürürken kendini oramiral gibi hissediyor. Şöyle “Dünyanın bütün navigasyon cihazları  birleşin annem!” diye bağırasım gelmediyse ne olayım. OSTİM’den kaptırmış geliyor baktım Keçiören dolmuşu…

Bir kablo insanın hayatını nasıl etkiler bey abiciğim?  Ha söylemeyi unuttum: Sonra çok ucuza tasarruf ampulü buldum. Ampulü bulmak mesele değildi, demeyeceğim, bana ampulü gösterecek bir görevlinin kendiliğinden  çıkıp gelmesi inanılmaz bir hobbit hikâyesi gibiydi. Nasıl gözlerim doldu, anlatamam… Sümüğüm akasıydı o derece yani… Ama   o üzüntü verici sürecin içinde olmanın derin süzüntüsüyle millete müracaat ederek  yakama yapışmış sülükleri bir bir temizledim.

Ve fakat, “acziyetmin” cevizli bağından  domates almak fırsatçılığı içinde olan bazı art niyetliler  corkenezik fittiroterapi simülasyon programına hack yapmışlar. Ben “Abi heyecan yapmayın!” dedim ama  dinleyen kim?

Bunlar da  hep arzu etmediğimiz bir neticeye vesile oldu. Kabız oldum.  “Türkiye Vesilelerini Koruma ve Hafizelerle Dayanışma Derneği”  gibi sivilce koptum  görgütleri  konuya protestan yaklaştı. Ben amish kardeşlerimizle mormon biradelere  konuyu ilettim. “Abi konu bizimle ilgili değil, sen elektronikçiler çarşısına gideceksin, Rüzgârlı’ya” dediler. Yani ben niye “vesile” demişim de “Melahat”  dememişim? Çok yamlış anlaşıldım, çok! Ağlaya ağlaya geberdim.

Halbusam bütün isteğim halkımızla kabak tatlısı yiyerek domokratik bir dolma pişirebişmekti. Dolayısıyla  artık ben diyorum ki televizyonlarımızda “vesile” kelimesini kullanarak memleketin  vesilelerine ayrımcılık yapmak devri artık bitmiştir. Bundan sonra artık hiç kimse  hiçbir şeye vesile olmayacaktır! Çok şükür, hamd olsun artık  teğet şöyle bir dokunup geçmiştir bize… Alışkanlık yapmasın, yani dokundurup dokundurup şettirirse şey olur…

 Ben kabızlığı gidermek için HDMI kablosunu kulağıma takayım bir dedim, meğer tamamen yanlış bir egzistansiyalist sürümmüş benimkisi…

Hazırlanalım anca gideriz hacı abi… Oturacak yer kalmıyor arka beşlide. Hayır büyük beden pantol aldım… Bizim minderler büyüyecek nasılsa.. Bir de paçamız şöyle yelken gibi şişer, küfür küfür ohhh  eser…

31 Ocak 2013 Perşembe

Ben Neredeyim Mualla?


Şimdi…

Benim bu programdan şikâyetçiyim abi… İçinde “yazdır” diye bir seçenek var.  Basıyorum, basıyortum hiçbir şey olduğu yok.


Abi kimseye yazdıramayacaksak bu yazıları “yazdır” demenin ne anlamı var yahu? Halbusam bir tıkla şöyle  cillop kıvamında bir blog yazısı çıkartsak fena mı olur? Parasıyla değil mi kardeşim?

Ben diyorum ki sayın vekillerimize konuyu iletelim, örgötlü gücümüzü kullanarak yazılmış blog   yazısı temin edilmesi için diretelim! Bakarsınız seçimlerde kapımıza bir çuval blog yazısı bırakılır.


Ondan geçtim… Valla ya… Soluma sağıma baktım…  Öyle yani yoksa başka türlü değil yani… Kavşakta manyak sollama yapmanın manası yok… Manyağı sollarsanız sorun  yok… Belki de asıl sorun budur Mutbua… Sen öyle diyorsan  öyledir muhterem…


Geçen gün karot falına baktırdım, netice: 105682489 ama 10 üzerinden. Bende yükseklik korkusu var o bakımdan. Küsurat mühim değil. Hayat para üstünü bağışlayabildiğiniz  sürece Ercüment… Türkiye Ercümentler Federasyonu’ndan dayak yemeyek şimdi abi…


Bir mesajın peşinden gidip de bula bula partakal kabuğu bulmuş gibi oluyor musunuz siz de sevgili okurlarım? Canlarım benim? Partal partal bakıp da otobüs durağına… Arabalarında tek başlarına giden adamların aslında basbayağı yalnız olduklarını, şöyle kallavi bir öfke ve şizoid köfte arası ekmek viskozitesinde akıp gittiklerini hiç düşündünüz mü?

Ve neden bu kadar  ciddileştiğimi…


Bilim adamlarını göreve çağırıyorum ben ya… Kardeşim ne diye  böyle yazdınız beni ya? Ne güzel  yer gök muz bir memlekette yaşayıp gidiyordum ben ya… Burnuma falan da muz tıkıp gülüp eğleniyordum. Sonra oy verince neden maymunlar cehennemine düştük diye zayıflanıyorsunuz.


Diyet ekmeği, niyet  ekmeği artık hangisini  kabul ederseniz. Bak daha bir tane Katagonyaca bilen piyangocumuz yok, yazık değil mi bu zillete?


300 kelime sınırına yaklaştık sayın yolcular! Şimdi kemerlerinizi bağlayıp koltuğunuzu dikleştirip sırtınızı kamburlaştırıp ossurun… Görptlek  akış kokusundan seperatif bulgurlara baktığımızda   artık  zürk olmadığımız için çok tükrediyorum.


Beyninin kıvrımlarına bulgur kaçmış zoplitik kardeşlerim benim…  Neopolitik çağda ulaşıp ulaşabildiğin tek evrim halkası, halkalı şekerle uyuşturulmak. Sen şimdi çok rahatsız oldun de mi?

Tarkmayan, sarkmayan şarkılarımızla gene buradayız ciciannem! Apandiste, faranjite bire bir, plebisite ikiye iki, Yakacık'a son üç kişi...

MFÖ abilerden gelsin mi?


30 Ocak 2013 Çarşamba

Gizemli İstatistikler Banliyösü


İstatistiklere bu hafta da baktım, Rusya  Federasyonu’nda Türkiye’nin dört katı izleniyor bloğumuz, biliyor muydunuz?

“Rusyalı mısın kadifeli gelin çaydan mı geçtin?” demeyeyim de ne diyeyim? Yahu madem bu kadar seviyorsunuz reklâm neyin verin de yolumuzu bulalım, değil mi?
Meğersem Rus küstahbaratı okuyup okuyup sövüyormuş bize! “Ulan memleketlerini Denyograd yapana kadar imanımız gevredi,  bir milyon Ave maria ile ancak ahireti kurtardık bu herif de  milleti uyandırmaya çalışıyor!” diyorlarmış. Ahan da zıpçıktı merak: FSB’nin şapeli  falan var mıdır acaba?
  
Ben öğle ayinine gidiyom Feodor idare ediver…
Abdest aldın mı lan?
Abdest ne lan?
Doğru ya lan, biz Müslüman değildik…
 Bizim şef de geliyor mu lan öğlen ayinine biliyon mu?
Valla ben geçen aynı saftaydım, selamlaştık…
Süpermiş len darısı başımıza!

Ha! Yahu geçen Hz. Putin büyüğümüz “  Çehov’un da dediği gibi şöminenin üstündeki tüfek  mutlaka patlar!” dedi, bizim büyükler  öyle baktı, kaldı, “Ne diyor bu herif yahu? Çehov kim lan?” falan gibisinden bir nohut oda zokuruk battal krizine girdiler. Ağır geldi adamın dediği. Sen ne diye karıştırıyorsun  Çehov’u falan?

Biz Müslüman milletiz, öyle gâvurun zillerini okur muyuz beah? Sonra şömine neydi lan?   Şöbiyetin bir çeşidiydi  zaar? Tövbe tövbe yahu! Tüfek müfek dedi herif, tehdit mi etti la bizi… “Ananı da al git!”in Rusçası  neydi lan?”

Allah’tan misafir olduklarını unutmadılar da ortalık kan gölüne dönmedi.

El ele tutuşup hep beraber geğirelim? Gözlerim yeşerdi sayın seyirciler. Olayı gören valiler derhal ferman çıkarıyormuş : “ Çehov denen zibidinin kitaplarını  toplayın hemen… Neden haber vermiyorsunuz oğlum bunları? Şimdi başbakanın falan geçtiği yoldaki kitapçıların vitrininde falan maazallah görünse… Hep biz mi düşünelim bunları? Her şeyi devletten  beklemeyin hemşerim! Beklemeyin yahu! Ticani bekleme yapma sen! “ Yok be oğlum ne tüfek patlaması, zokuruğum o benim! Korktun mu lan? Ehü ehü ehü!

Tarkmayan sarkmayan şarkıların kanalı! Kanal ne ya? Blog bu blog!


Zokurmak Zor Zanaat


Çayı çok içince insanın midesi bozuluyor abi… Bağırsakları da düğümleniyor sanki…

Yani şimdi alengirli medikal ukalalık sendromuna girerek herkese akıl mı öğreteyim, bilmiyorum… Kalkışta tekerler kapanıyor ya onun gibi… Ne yersen ye midenden gitmiyor bu burulma hissi.  Bıyıklı bir  Kamerun millî futbolcusu gibi abi bir tekmeliyor ki mideni, alt üst oluyorsun.

Haberlere bakmıyorum ne zamandır… Bakıp ne yapacağım? Anamızı ne yapmamız gerektiğiyle ilgili  takkeli nasihatler mi dinleyeceğiz?  “Biz yetmiş iki millete bir gözle bakıyoruz, hepsine birden ana avrat sövüyoruz abicim.”

 Elhamdülillah tespihi  parmağa sarıp da herifin çenesine bi godum mu kelkevseri okuyamadan cortlar… Ben diyom ki bu kadar çay içerken kıçıma bir zokurmatik takayım, zokurdukça sayarız. Bence süper olur. Hatta ben diyorum ki acaba fasulye yesem; daha hızlı  döndürür mü? Bak aklıma ne geldi?

Zokuruk gücüyle dönen rulet! Nasıl fikir ama?

İçli, içten ve mide bulandırıcı av hikâyeleri antolojisinin bugünkü fasikülünde gene sizlerle beraberiz. Pencereyi açık bırakın ki sıcak bir yandan metan bir yandan havaya uçmayalım.  Çocuğuna “Yapma!” diyemeyen, derse  sidiklediği av sahasını kaybedeceğini sanan bir türe evrimleştik biz, anasını alıp bir türlü  gidemeyen büyüklerim benim…  “Aman ha ne kaparsa kârdır, kapsın çocuk…”

Öyle ya ayağında yedididas, kulağında  vaypot ( Reklâma girme ticari, bekleme yapma!) ne yapsa yeridir… Medeniyet böyle bir şey işte… “K’yı”,  kaf gibi okuyunca şeddeli tespih tanesi olacağını sanıp diz altı şort giydikten sonra hatunu çuvala sokan canım hemşerim benim!

Önümde rulokat duruyor ama yememem lâzım yoksa ben de kat kat olacağım, yakında…  Milleti KPSS’den fazla soğutup da başımızı derde sokmayalım şimdi. Sıksam bile 300 kelime çıkmayacak benden galiba abi, kusura bakmayın….

Rubeyba ile Ammar’ı ben de merak ediyorum.

Tarkmayan, sarkmayan şarkılarımızla buradayız babaanneciğim... Adam gibi bir şeyler dinleyip belki beyni de yenilersin diye bütün  çabamız vatandaş! Daş daş daş... Süper ekolu, ekose bir yayın bu!


25 Ocak 2013 Cuma

Güller Döktüm Yoluna!


Tırnağı dibinden yemişim nasıl acıyor anlatamam! Amanın! Tırnak makasını nereye attım, bilmiyorum. Halbuki güzel de bir makas aldıydım, mübarek, titanyum gibi şöyle delikanlı matlığında...


Molekül yapısı mı? O ne ya? Ben kelimeyi zor heceliyorum, anlatabiliyor muyum? Hepsi  bir araya gelince ortaya alengirli bir şey çıkıyor abi! MOLEKÜL! Oy oy oy!


Nereden geldik buraya ya? Ha onu diyordum... Diyor muydum ya hakikaten? Ama  yani, Atatürk Orman Çiftliği'nde ayakta ama mutlaka ayakta kokoreç yiyeceksin! Ayakta yemenin hikmeti şu: "Abi  aman ha kaçmasın!" tatlı telâşıyla şöyle kıpır kıpır, mırıl mırıl  bir şirinlikle tıkacaksın ağzına, olay bu! (Nereye kaçacaksa? kaçabilse zaten kokoreç olmazdı hayvancağız...)

Alın bunu verin kaneviçeye kafayı yesin zibidi!
 Derhal  Vekil-i  kelle-i suzannaamız...
 O ne lan?
Suzanna mı dedim? Çok pardon... Haremden kaçtı... Hay ağzıma...
Mühim değil, arada cellada uğra, selamımı söyle...
Biraz işim vardı ama sonra uğrasam ? Olmazsa e mail atarım ben ona?
Böyle olmayacak, sen kafanı uzat ben icabına kendim bakıcam...
Anaaaaam!
Gel gel... 
Yahu nerede bu Rubeyba ile Ammar, kardeşim, ne güzle meşgul ediyordu milleti....

O sırada ben   çiftlik kavşağındayım... Teybe Çankırılı Tangut koydum, bir yandan dinliyorum bir yandan satranç oynuyorum, tamam mı? Fil şöyle çaprazdan çaprazdan geliyor ama nasıl?! "Birader, hayvanat bahçesi az ileride!" dedim, tırıs tırıs döndü gitti.

Bugün de bir programın sonuna geldik sayın seyirciler.  Ama beşerli sayın sonradan sıkıntı oluyor, biliyon mu? Çüş  hacım, öptüm... Almanca öyle deniyordu değil mi? "Çüş!"

Tarkmayan, sarkmayan şarkıların adresi, gönüllerin efendisi, bülbüllerin cimcimesi, aşkın buluşma yeri, parkların en mutenası, otogazsız arabaların gaza geldiği muhteşem blog!